Karadeniz’in en güzel bölgelerinden Ordu’da dünyaya gelen, fakat Almanya’da büyüyen Bahtiyar Engin’i ne başka ülke ne de İstanbul karmaşası değiştirmeyi başarabilmiş. Çocukluğundan beri var olan doğa sevgisi, hayvan sevgisi içine işlemiş. Karakterinden ödün vermeden, yıllarca sanat camiasındaki çizgisini koruyan ve samimiyeti, içtenliği ile kalbimizi çalan Bahtiyar Engin meğer bildiğimizden daha fazla hayvansevermiş. Kedi, köpek, kuş, yılan demeden tüm hayvanları seven ve “Ben kahraman değilim. İnsanım. Biberonsuz yaşayamayacak, tek başına hayatına devam edemeyecek hayvanları sokakta bırakamam. Elimde pankartlarla hayvan hakları için sokaklarda gezemiyorum ama ben hayvanseverim ve sokakta yardıma muhtaç her canlıya elimden geldiğince sahip çıkarım.” diyen sanatçı ile yaptığımız röportajımızı mutlaka sonuna kadar okuyun derim.

Beni onlar seçti

Hayvan sevgim bebekliğime dayanıyor diyebilirim. Ordu’da evler şimdiki gibi olmadığı için, doğayla daha iç içeyiz. İnekler, koyunlar sürekli bizimle. Bu yüzden her evin ya altında ya yanında bir ahır var. Hal böyle olunca fareler de ortalıkta daha sık geziniyor. Fare avlamak, farelerin girmesini caydırıcı güç olarak kullanmak amacıyla kedilerin bu yüzden hayatımızda yeri hep ilk sıralardaydı. Kediler yaşadığımız köy için çok önemliydi. İnsanlar kediden, köpekten kaçmazdı. Onlarla birlikte yaşamanın keyfini sürer, bir yandan güçlerinden yararlanırlardı. İşte bu yüzden ben doğduğumda onlar beni sahiplendi diyebilirim. O zaman bu zamandır da hayatımda bir kedi, bir köpek mutlaka yer aldı. Sadece bir dönem, öğrenciyken, kendimize zor baktığımız dönemlerde hayvan bakamadım. Fakat ona rağmen sokakta, mahallede hayvanlarla ilişkim hep iyi oldu. Onlar da bunu bildikleri, hissettikleri için benimle çok güzel bir ilişki kurdular. Hayvanlar çok farklılar, onlara kimin zarar verip vermeyeceğini hissediyorlar. Bu yüzden sahiplerini kendileri seçiyorlar…

Bahtiyar Engin
Algılarınız açıldığında onları daha iyi anlıyorsunuz

Şu anda beni seçen dört kedim ve iki köpeğim var. Her biriyle tanışma hikayemiz acıklı oldu. Çöpe atılan, ölmek üzere olan tüm canlılara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu yüzden evimdeki özellikle kedi sirkülasyonu değişiyor. Biberonsuz yaşayamayacak, kendi başının çaresine bakamayacak yavruları alıyorum, büyütüyorum, iyileştirip yuvalandırıyorum. Fakat şu an benimle olan dört kediyle aramızda çok farklı bir bağ oluştu. Onları da yuvalandırmak üzere evime almıştım ama artık evimin sahibi oldular.

Köpeklere gelince… İkisinin de hikayesi çok başka. Hayvanlar hiç aklınızda yokken kalbinizde oluyorlar. Bir anda evinizin baş köşesine yerleşiyorlar. Narin ve Lady için de durum böyle oldu. Eşim bir gün köpeğimiz Cesur’u gezdirirken çalılıklar arasında saklanmış bir köpeğe rastlıyor. Narin’e… Boynunda pis bir ip, sırtında sigara söndürülmüş, falçata izleri var. İşkence görmüş, korkarak saklanıyor. Onu tedavi ettirirken farklı bir bağ oluştu aramızda. Beni alabilirsiniz, Narin’i alamazsınız. Çok özel, çok zeki bir hayvan. Beşiktaş’ta, Eminönü’nde birlikte geziyoruz. Rakı içiyoruz karşılıklı. Hırçın köpekleri bile ipe getiriyor. O kadar minnettar bir köpek ki kemik verdiğinizde hemen yemez, ilk önce gelir sizi öper, teşekkür eder öyle gider yer kemiğini. Hayat arkadaşım diyebilirim Narin için. Tiyatroya giderken bile birlikteyiz. Ben oyundayken Narin kuliste oturur, çıkana kadar uslu uslu beni bekler. Golden Retriever da büyüttüm, sokak köpeği de ama Narin kadar eğitimli bir köpek görmedim. Söz dinleyen, tanıştığı herkesi kendine hayran eden bir köpektir kızım.

Lady ise şu koskoca siteye bile sığdıramadığımız, insanların şikayetlerle resmen öldürmek için savaştığı bir köpek. Onunla tanışma hikayemiz 7-8 aylıkken bir Pitbull kavgasından sonra oldu. Ataşehir’de Pitbull ırkındaki köpekleri dövüştüren bir grup varmış. Hayvanları vahşileştiren, etraftakileri saldırtan… Lady de bunlardan nasibini almış. Kemiklerine kadar zarar görmüş bir şekildeydi onu gördüğümüzde. Aldık hemen tedavi için kliniğe götürdük. Küpesi olmasına rağmen evimize aldık ve iyileşme süreci tamamlanana kadar evde baktık. Siteyi öğrendi, evi öğrendi, yaşama tekrar tutundu. Fakat hayvan sevmeyen komşularımız sürekli şikayet etti. Köpeği sitede istemedi. Davalar açıldı, kavgalar edildi, bir köpeğe yuva verilemedi. Önce iyilik yaptılar, var olan bir kulübeyi balkonumun altına koydular, sonra şikayetler yüzünden tekrar kaldırdılar. 

Biz Lady için yuva ararken bir yandan şikayetler arttı, hayvanı bir gün zehirleyip öldürecekler diye korkular başladı. O sırada bir yuva bulduk ve Beşiktaş’a götürdük. Sahiplenecek kişi evinde Pitbull olduğu için Lady’i almaktan vazgeçtiğini söyleyince işler daha kötü oldu. Ben oyundayken köpeği bırakmak istediler. Lady evini, yuvasını çok iyi bilen bir sokak köpeği. Onu tanımayan yoktur Ataşehir’de. Bu yüzden sokağa değil, kendi sokağına bırakılmasını istedik. Yaşadığı parka bırakılırsa hem yerinde olacak hem de komşularımız yanına gidecekti. Fakat bırakacak kişiler işleri var diye, Valideçeşme Taksi Durağı’ndan bir şoföre tembihlemişler.

Parayı da vermişler, köpeği buraya bırak diye. Eve döndüğümde hemen parka baktım. Öncesinde komşulara söylemiştim. Lady parkta olacak, sahiplenmediler aklınızda olsun diye. Fakat sonra bakıyoruz ki köpek yok. Koskoca hayvan ortada yok. Hemen taksiciyi bulduk. Tekrar para verdik, götür bizi köpeği nereye bıraktıysan dedik. Hava buz gibi, eksilerde. Hemen ilan açtık, sosyal medyada yaydık. Şans eseri Maslak’ta bir sitede güvenlik görevlileri itip kakarken bir çocuk görüp ilanlardan tanıdı Lady’i. Hemen komşularımızla aldık köpeğimizi getirdik kendi mahallesine. Taksici meğer sırf para alacağım diye hayvanı getirmemiş ve Beşiktaş’a en yakın bir yerde salmış hayvanı. O da yürüye yürüye Maslak civarlarına kadar gitmiş. O soğukta, ezilmeden, zarar görmeden…

Lady o gün bugündür bu parkta yaşıyor. Akşamları ben eve alıyorum, bazen sabahları da geliyor. Burası onun evi. Fakat sıcak bir yuvaya ihtiyacı var. Sokaklarda kalmayacağı, zehirlenme korkusunun olmayacağı bir yere ihtiyacı var. Oyuncu, uslu ve akıllı bir köpek.

Bahtiyar Engin ve Yağmur Ağcaoğlu

Hayvan beslemeyenler bu duyguyu asla tatamayacaklar

Lady gibi, göbek bağı kurumamış ama ona rağmen sokağa atılmış kediler gibi hayvanları bırakamam. Ben kahraman değilim, ben insanlık yapıyorum. Annemin babamın öğrettiği şekilde yaşıyorum. Ben böyle gördüm, arabayla giderken önüne çıkan yılan geçene kadar bekleyen, karıncaları öldürmeyip onlara kibritlerden köprü yapan babamdan böyle öğrendim. Ölmesinler, telef olmasınlar diye çabalıyorum. Hayvan beslemeyenler bu duyguyu asla tadamayacaklar. Anlayamayacaklar. Hayvanlar konuşur. Hayvanlarla aranızda bir dil oluşur. Narin’le, Lady’le olduğu gibi. Balkonuma gelen kargalarla olduğu gibi. Su kabı boşalınca susadığını hatırlatan kuşlar gibi. Maması bitince mama isteyen kediler gibi… Dört kedi bu evde kavgasız, gürültüsüz yaşıyorlar. Mutlu yaşıyorlar, oyun oynuyorlar, birlikte uyuyorlar. Narin, köpek olmasına rağmen yavru kedileri yalayarak, emzirerek bana her zaman yardımcı oldu. Dikili’de cami avlusunda bulduğum Tesla’yı resmen o büyüttü.

Sataşman sokakta ağlarken bulduğum, evin ilk kedisi. Diğer kedileri biraz kıskansa da hepsine sahip çıkıyor. Bu yüzden benim için her canlı çok değerli. Sadece ben onlara yardım etmiyorum, onlar da birbirine yardım ediyor. Yaşayabilmek için birbirlerine destek oluyorlar. İşte sırf bunun için kedi, köpek, kuş ayrımı yapmıyorum. Onları yeğenlerimden ayırmıyorum. Evimi onlar için değiştiriyorum, koltuklarımın üstünü örtülerle kapatıyorum. Evimin dizaynı bile hayvanlara göre. Yeter ki mutlu olsunlar. Eşyalarım çok değerlidir ama göremezsiniz. Mutfak tezgahlarının üstü boştur çünkü ben yokken kediler oraya çıkabilir ve kendilerine zarar verebilecekleri bir şeyler bulabilirler. Bu yüzden hayvan sahipleneceklere her şeyi düşünmelerini öneririm.

Bahtiyar Engin diyor ki!

Hayvanlara bakış açımız ya çok abartı ya çok uzak. Hayvanlardan korkabilirsiniz, belki geçmişte bir travma geçirmişsinizdir, belki başka bir nedeni vardır. Ama onları tekmelemek, atmak, onlara zarar vermek asla kabul edilebilir bir şey değil. Herkes hayvan sevmek zorunda değil, ki keşke sevse; sevgisiz insanların dünyaya neler yaptığını görüyoruz. Keşke her çocuk bir hayvanla büyüse. Ataşehir gibi hayvansever bir yerde bile baktığımız sokak kedisi, köpeği için davalık oluyoruz. İnsanların birbirine karşı daha anlayışlı olması gerekiyor. Ne çok hayvansever olup hayvan sevmeyenleri kötülemek, ne de çok kötü olup hayvanseverleri lekelemek doğru. Birbirimizi kışkırtmadan yaşamayı öğrenmeliyiz.

Artık sosyal medya sayesinde sokaktaki canlara karşı daha çok farkındalık kazanıldı. Biz, çalıştığımız bir dernekle şimdi başka bir projeye imza atacağız. Sadece kedi ve köpeklere değil, diğer canlılara da farkındalık yaratmamız gerektiğine inanarak yola çıktığımız bir projeye. Denek hayvanları için birlik olup ses getireceğiz. Sırf insanlar güzelleşsin diye hayvanların eziyet görmesine engel olmaya çalışacağız.

Fotoğraf: Gökmen Şaban

 

 

 

 

 

 

 

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.