Salgın, çaresizlik, hastalık, yalnızlık, yaşam savaşı ve sevgi, çok sevgi… Çok severken kaybedenlerin oyunu olarak adlandırılan Kalp seksenlerde eşcinsellerin hayatlarını, yaşadıkları zorlukları, o dönem çıkan hastalığın hayatlarını nasıl ele geçirdiğini, insanlar arasındaki dayanışmayı anlatan, sevmek üzerine yazılan bir oyun. İbrahim Çiçek yönetmenliğinde Craft Tiyatro’da izleyiciler ile buluşuyor ve her oyunda izleyiciyi kendine hayran bırakıyor! Nilperi Şahinkaya, Aras Aydın, Burak Sarıkahya, Kerem Arslanoğlu, Cem Yiğit Üzümoğlu, Nejdet Sert, Soner Kurt, Sinan Çatıkkaş, Süleyman Kara’nın oyunculuklarını sergilediği Kalp’te konunun yanı sıra ufak bir ayrıntı dikkat çekiyor! Kedi Katya. Evet, yanlış okumadınız, oyunun sonuna doğru rolüne gelen güzelleri güzeli kedi Katya…

Hayvanların birçok alanda yanımızda olabilmeleri, bizlerle bir şeyleri paylaşabilmeleri harika bir duygu. Hele ki çalışırken! Onlarla birlikte çalışmak, aynı ortamda bir şeyler paylaşmak tarif edilemez. Katya da hem sahibi ile aynı ortamda çalışan hem de ufak rolü ile izleyicileri her defasında kendine hayran bırakan kedilerden!

İnsanların kalbine dokunacak oyunda ufak bir rolü olan kedi Katya hakkında sahibi sevgili İbrahim Çiçek ile harika bir röportaj yaptık. Sadece bununla da kalmadık, oyuncuların kedi ile aynı sahnede oynamaları ile ilgili değerli düşüncelerine de yer verdik. İşte, sadece Kalbimdeki Patiler’e özel verilen röportaj!

Öncelikle Nilperi Şahinkaya’nın sahiplendiği kediler ile başlayalım… Kedilerinizle nasıl tanıştınız?

Onlar benim evladım, ikisini de çok seviyorum. Hayvanlara olan sevgim çok büyük. Tarif etmek kolay değil. Bu yüzden kedi sahiplenmeye karar verdiğim gün ailesini kaybetmiş yavru kedi aramaya başladım. İlk kedi oğlumu internette buldum. Günlerce aradım, sonunda Üsküdar’da oğluma denk geldim. Minicikti, uzun gri tüylerine aşık oldum. Almaya gittiğimde birbirimize ilk görüşte aşık olduk. O şimdi 5 yaşında bir delikanlı. İsmi Kares. Fransızca “okşamak” fiilinden geliyor. Kocaman olmasına rağmen kafamın üstüne uzanmadan uyuyamıyor, sabah olduğunda patisi ağzımın içinde uyanıyorum 🙂 Kızımı ise annesi ben evde yokken, bahçeden girip çamaşır odamda doğurmuş ve orada bırakmış. Güncelerce kızım ve ikizine baktım, sonra anne geldi ve onları aldı. Arada bana fırça çekmeyi ihmal de etmedi 🙂 Bahçemde büyüdü çocuklar, sonra anne bir gün gitti ve bir daha dönmedi. Kız çok cilveli, bana çekmiş. Sürekli karnını okşatıyor ve beni parmağında oynatıyor. Erkek olan gitti. Kız, ördek yavrusu gibi nereye gitsem peşimde geziyor. Şimdi Clara 8 aylık kocaman gözlü bir tekir.

Hayatımızda bu kadar güzel yer edinen kedilerin daha doğrusu hayvanların tiyatro, sinema ve dizilerdeki yeri hakkında neler söylemek istersiniz?

Hayvanlar bizden en az 10 kat daha duygusallar. Beraber çalışılacaksa onlara en konforlu ortam sağlanmalı. İstemedikleri hiçbir şeye zorlanmamalılar. Çalışma şartlarını ve tempolarını kendileri belirlemeli, kesinlikle yorulana kadar çalıştırılmamalılar. Başka bir filmde Mitril isimli bir köpek oyuncuyla çalışmıştım, burada Katya hanımla çalışıyorum, ikisinin de sahipleri üstlerine titriyor ve bu sevgi ikisini de en güzel şekilde oynatıyor. Hayvanların bizimle bildiği tek iletişim yolu sevgiden geçiyor.

Peki oyunda siz ve Katya neler yapıyorsunuz?

Kalp oyununda huysuz doktoru sahneliyorum. HIV virüsü ilk çıktığında, hastalığı tedavi etmeye ve virüsün yayılmasını önlemeye çalışıyorum. Katya hanım da kızımı oynuyor. Oyunun sonu yaklaşırken, “Oh, güzel Katya’mı birazdan kollarıma alacağım” diye seviniyorum. Oyunun sonunda beliriyor ve güzelliğiyle, oyun boyunca seyircinin yüklendiği tüm gerginliği alıp götürüyor. Artık sahnede bizim pek bir önemimiz kalmıyor çünkü Katya herkesi etkisi altına alıyor. Geleceği çok parlak bir oyuncu 🙂 İzleyiciler tarafından çok beğenildi, hatta sahneye giriş yaptığı andan çıkış anına kadar seyirciden sevgi nidaları geliyordu kulağıma.

Oyunda aktivist yazarı oynayan minik Katya’nın rol arkadaşı Aras Aydın ile devam edelim röportajımıza. Öncelikle hayvanlara olan sevginizden bahsedelim: 

Çocuk yaşlarımda köpeklerden çok korkardım. Yanlarına yaklaşamazdım. “Sen kaçarsan asıl o zaman kovalar” nasihatleri bende işlemiyordu, kaçmadan edemezdim. Muhabbet kuşu dışında hayvan beslemedim. Üniversitede bir Labradorum vardı. Çok yakışıklıydı. Ama hem okul hem iş yoğunluğundan ihmal etme potansiyelim olduğunu gördüm ve tanıdıklar aracılığıyla benden daha çok zaman ayırabileceklerini düşündüğüm bilinçli insanlara sahiplendirdim. Manevi olarak da bu beni mutlu etti. Ailem ve ben Çerkes’iz. Kafkasya’lıyız. Soyumuzun hayvanıdır atlar, atları da çok severim.

Peki hayvanların tiyatro, sinema, dizi ve reklamlarda oynamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hakları korunduğu, el üstünde tutulduğu ve ihmal edilmedikleri sürece hayvanlar, ekranlarda çok sempatik görünüyorlar.

Biraz da oyundaki karakterinizden ve kedi ile oyundaki rolünüzden bahsedelim…

Kalp 80’lerde New York’ta eşcinsellerin hayatlarını, mücadele etmek zorunda kaldıkları ayrımcılığı, arkadaşlık, aşk, aile ve iş çemberinde ele alan, o zamanlar yeni ortaya çıkmış adı bile konamayan bir hastalığın hayatlarını nasıl ele geçirdiğini -yalnızlığa mahkum bırakıldıklarını- anlattığımız bir hikaye. Ben de bu hikayede aktivist yazar Ned Weeks’i oynuyorum. Oldukça zeki, sivri dilli bir karakter. Katya ise Emma’nın uslu güzel kedisi. Oyunun en ilgi çekici karakterlerinden biri diyebilirim. Hem de assolist! Katya sahneye çıkar çıkmaz seyircinin reaksiyonu her oyunda kaçınılmaz, hiçbir şey yapmadan komediyi satmak büyük meziyet ki Katya da bunu yapıyor. Duayeni takip edebilmeniz için Instagram hesabını şuraya bırakıyorum @katyacicek 🙂

Aydın: Çok samimi ve sakin bir üslupla oynuyor. Partnerimin enerjisine bayılıyorum. Katya oynadıkça beni de oynatıyor:) Ve çok mutlu hissettiriyor. Benim oynadığım karakterden biraz korkuyor, ama aramızdaki buzları eriteceğimizi düşünüyorum:)
Gelelim Burak Sarıkahya’nın düşüncelerine. Oyunu, kedinin oyundakini rolünü bir de sizin ağzınızdan dinleyelim… 

Oyun bulaşıcı bir hastalığın yayılması sürecinde, sevmeyi, dayanışmayı ve ötekileştirmeyi anlatıyor. Sorunlu çocuklukları olan iki kardeşten abiyi oynuyorum. Kardeşi Ned Weeks’in aksine bir çizgide hayatını ve ailesini kurmuş, bu kurduğu düzenin bozulmaması için eşcinsel kardeşine mesafeli yaklaşan ünlü bir avukat; Ben Weeks. Kedi arkadaşım Katya sahnede gözüktüğü anda oyunun içimizde açtığı yaralara rağmen herkeste bir tebessüm oluşturuyor. Sıcaklığı artırıyor bence. Ötekileştirmenin anlatıldığı bir oyunda “ben de hayvanlar adına buradayım” diyor. İzleyenler ise şaşırıyor, gülümsüyor sahnede bir kedi olmasına. Katya çok havalı bir kedi, ben onunla aynı sahnede olmaktan çok mutluyum. Oyun öncesi ısınmalarımıza katılmıyor, sahnesi yaklaştığında evden arabayla aldırılıyor, sahnesi biter bitmez yuvasına dönüyor. Yani biraz ayrımcılık var burada ama kıskanmıyorum. Sanırım 🙂

Peki sizin hayvanlara olan düşkünlüğünüz?

Annem hayvanları çok sever ama uzak dururdu. Gideceğimiz yolda kedi-köpek varsa yolu değiştirecek kadar. Babam da veteriner hekim gibi yolda kolu kanadı kırık ne hayvan varsa yaralarını sarar onları iyileştirir ve geri bırakırdı. En çok kuşları severdi. Bostancı sahilde yaralanmış bıldırcın bulmuştuk hatta, 1 hafta evde misafir ettiğimizi hatırlıyorum. Bu ortamda ben hem çok sevdim hem de nedensiz korktum aslında. Hep çok istedim yaklaşabilmeyi, dokunabilmeyi ve ilgilenmeyi ama içimdeki korkuyu yenemedim. Fakat bu korku eşimle tanıştıktan sonra geçti. Eşimle tanıştığımda 3 tane kocaman kedisi vardı. Pıncır, Ginger ve Kömür. Korkuyorum demedim tabi 🙂 O süreçte çok samimi olmaya başladım, iyice alıştım. Pıncır soğuk kış gecelerinde bir kazak gibi göğsümde yatardı. Şimdi benim de stüdyomda gelip giden hayvan dostlarım çok, 10 yıldır elimden geldiğince ilgileniyorum hepsiyle.

Oyunculuklarıyla seyirciyi kendilerine hayran bırakan Kalp oyuncularından Nejdet Sert ise hayvanların hepsini çok sevdiğini, kendisine de bir kedi ya da köpek sahiplenmek istediğini söyleyerek tüm hayvanseverleri oyuna davet ediyor, Katya ile sahnesi olmasa bile birbirlerine çok alıştıklarını ekleyerek sağduyulu, eğlenceli ve anaç karakteri Tommy’i görmeleri için herkesi Kalp’i seyretmeye beklediğini belirtiyor.
Cem Yiğit Üzümoğlu ise; 

“Hayvan sevgim bir yandan belgesellere bir yandan da sokakta beraber oynadığımız kedi ve köpeklere dayanıyor. Türkiye’de doğup büyümenin en güzel farkı da bu. Sokakta hayvanlarla beraber yaşıyorsunuz. Tabii beni cezbeden sadece kedi ve köpekler olmadı. Ben daha ziyade vahşi, ender veya nesli tükenmiş hayvanlarla ilgileniyorum. Her birinin ilgiye, sevgiye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Hayvanların hayatımızın bu kadar içinde olması da beni çok mutlu ediyor. Artık sinema, tiyatro ve birçok projede yer alıyorlar. Açıkçası benim hoşuma gidiyor. Tiyatroda hep bir şeylerden bahsedilir ama hiç görünmez. İşte burada bu durum değişiyor. Seyircinin üstüne binen duygusal yük Katerina arkadaşımın gelişi ile hem seyircide hem de bizde hoş bir rahatlama yaratıyor. Bir anlığına bütün gerçeklikten kopup “şimdi sahnede bir kedi var ve uslu uslu bize bakıyor” diyorum içimden. Katerina Çiçek arkadaşım herkes gibi oyun içindeki hikayesini seyirciye sunuyor. Muhtemelen en tutarlısını da o yapıyor. Esnemeler ve dinlenmelerle geçen gergin saatlerin ardından güvenli ellerle tiyatrosuna geliyor ve sahneyi taçlandırıyor.” şeklinde görüşlerini bildiriyor.

Katya’nın partnerlerinden Kerem Arslanoğlu’nun hayvanlar, hayvanların sahnede oluşları hakkındaki düşünceleri ise bakın nasıl:

Uçan ve gezen kanatlılar, dört ayaklılar, yüzenler, sürünenler dahil küçüklüğümden beri yüzlerce hayvan arkadaşım oldu. Bakabilecek mekanım ve zamanım varken. Hayvan sevgim anlatılamayacak kadar çoktur. Şu an 15 aylık Jack Russell Terrier’im var. Bir arkadaşım fotoğrafını paylaşınca sahiplenmeye gittim ve kucağımdan inmeyince eve kadar birlikte geldik 🙂 Keşke her an yanımızda olabilseler. Katya şimdi bizimle oyunda ve onunla olmaktan çok keyif alıyoruz. Tiyatro oyunlarında insan dışında bir canlı görmek seyircide de bir “ayy” etkisi uyandırıyor tabi. Katya’cığım yani sevgili partnerimi herkes çok sevdi tabi:)

Arslanoğlu oyunda, askerlik yapmış, şu anda bir bankada genel müdür yardımcısı olan Bruce Niles’i oynuyor. Hastalığın yayılmasıyla sevdiklerini kaybediyor herkes gibi. Arkadaşlarıyla birlikte hastalıkla mücadele edebilmek ve insanları bilgilendirebilmek için bir dernek kuruyorlar ve derneğin başkanlığını yapıyor.
Sırada başarılı oyunculardan Sinan Çatıkkaş var! Öncelikle hayvan sevginizle başlayalım… 

Hayvan sevgisi çok özel bir duygu. Onlardan bence çok şey öğreniyoruz, öğrenmeliyiz de. Hiçbir karşılık beklemeden saf sevginin nasıl bir şey olduğunu o kadar güzel gösteriyorlar ki. Özellikle şimdiki zamanda en çok ihtiyacımız olan, dünya nimetlerine sevdalı insanlar olarak unuttuğumuz birçok değeri bize tekrar hatırlatıyorlar. Kaybetmeye yüz tutmuş masumiyeti bizimle tekrar tanıştırıyorlar. O yüzden onlarla yaşadığımız hayatın kıymetini bilmeliyiz. Ben yedi yıldır iki kediyle aynı evi paylaşıyorum, üç ay önce de yeni bir köpek sahiplendim. Onlarla yaşadığımız her an çok değerli. Kedilerimden birini, Üzüm’ü bir arabanın motorundan kurtardık ve aslında biz değil o bizi sahiplendi ve hayatımıza girdi. Diğer kedim Üzüm’ün yavrusu Sarhoş. Başka biri tarafından sahiplenilmesine gönlüm razı olmadı ve ayıramadım onları. Üç ay önce sahiplendiğim Lucas da çok hasta bir şekilde karşıma çıktı, bir hevesle alınmış ve bakılmamış. İlk buluşma anımızda başka bir iletişim oldu aramızda ve kendi kendine hayatıma girdi. Zorlu bir hastane sürecinden sonra onunla da keyifli bir hayata başladık.

Hayvanların sahnelerde olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hayatımızda bu kadar önemli yerleri olan dostlarımızın tiyatro, dizi ve sinema setlerinde olması onların sıkıntı yaşamayacağı bir ortam oluşturulduğu sürece ve onlara özenli davranıldığı sürece çok değerli. Hayatımızda olan bu dostların insana insanı anlatan ve gerçek hayatın içinde kesitler sunan keyifli ve özenli projelerde olması bana o hikayenin ve anlatılması istenen o hayatın daha gerçeğe dokunduğunu hissettiriyor. O yüzden Kalp, seyircileri daha da heyecanlandırıyor. İzleyiciler hem çok şaşırıyorlar hem de çok keyif alıyorlar. Katya sahneye çıktığı an herkesin yüzünde çok tatlı bir gülümseme oluyor. Aslında Katya bize herkesin içindeki o saf sevginin görünür olmasını gösteriyor. Katya rolünü de o kadar güzel oynuyor ki seyircilerimizden hep keyifli geri dönüşler alıyoruz.

Seyirciler için güzel bir duygu peki ya sizin için? Aynı oyunda bir kedi ile oynamak nasıl bir duygu?

Katya ile bizim sahne dışında bir de kuliste bir paylaşımımız oluyor. Aynı kuliste hazırlanıyoruz ve inanın bana bu inanılmaz eğlenceli bir şey. Yönetmenimizin bu muhteşem fikri ben dahil olmak üzere bütün oyun arkadaşlarımın ve bence Katya’nın da çok hoşuna gidiyor. Katya o kadar “an” da ki bize de oyuncu kişisi olarak an’da kalmak adına ve gerçeklik adına çok şey öğretiyor.

Mickey 30’lu yaşlarında Sağlık Bakanlığı’nda çalışan bir aktivist. Herkesin arzu ettiği her insanla beraber olma hakkı olduğunu savunuyor ve bunu çok cesur bir şekilde ortaya koyuyor. Mücadeleci ve çok eğlenceli bir adam Mickey. Oyunda Katya bizim süperstarımız. Bu karmaşa içinde bu insanlara çare olmaya çalışan Doktor Emma’nın dünya güzeli kedisi ve dünyadaki en kutsal duygu olan aşkın da en büyük şahidi aslında Katya.

Gelelim Süleyman Kara’ya…
Siz izleyicilerin kedili bir oyuna yaklaşımını nasıl gözlemlediniz? 

Katya bizim en önemli oyuncumuz ve en profesyonelimiz, hiçbir provaya geç kaldığını görmedim, çok profesyonel ve ondan çok şey öğreniyoruz, oyunumuzun son bölümünde oynamasına rağmen her zaman seyircinin ilgi odağı oluyor ve seyirciyi yanına alıyor, kuliste birlikte sohbet ederken ondan çok şey öğreniyorum. Zaten, hayvanlar çok özel varlıklar, insanların gerçek dostları. Yaşadığımız dünyada karşılıksız sevmek çok zor bir eylem ama hayvanlar sayesinde bunu başarabildiğimizi düşünüyorum.

Hayatında birçok hayvana kalbini açan Soner Kurt ile devam edelim… Siz hayvanlar için neler söylemek istersiniz?

Küçüklüğümden bu yana hayatımda bana eşlik eden birçok hayvan dostum oldu. Zamanla geliştirdiğiniz sevgi üzerine dayalı iletişim ve sonrasında güvene dayanan şey tarifsiz bir dostluğa dönüşüyor, bu yüzden hayvanlara olan sevgimi tarif etmek zor.

Peki oyundaki karakterinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Oyun, arkadaşlık, sevmek, dayanışma ve birlik olma mücadelesini anlatıyor, en çok da sizi sevdiklerinizi kaybetmenin ağırlığı ile yüzleştiriyor. Ben oyunda 3 farklı karakteri canlandırıyorum: David; Hastalık tanısı koyulmuş ve ölüm haberi ile yüzleştirilmiş ve bunun ağırlığı ile yaşamaya bırakılmış çaresiz bir karakter. Hiram Keebler ve İncele Doktoru; Devleti ve bürokrasiyi sembolize eden karakterler. Oldukça sert ve duvarlılar. Katya Dr. Emma’nın kedisi bence oyundaki en saf sevgiyi sembolize ediyor.

Katya ve daha bir sürü hayvanının dizi, reklam, tiyatroda olmalarını nasıl yorumluyorsunuz?

Hayvan dostlarımızı üzmeden onların mutlulukla yaptığı işlerde çalışmalarını destekliyorum çünkü; aynı zamanda bizim hayvanlarla olan iletişimimizi de güçlendirdiğine inanıyorum. Katya’nın muazzam oyunculuk performansı ile aldığımız övgü dolu eleştiriler de bu inancımı destekliyor. Övgü demişken, Katya adına övgüleri o topladığı için biraz da İbrahim Çiçek’e sormak lazım…

Çok severken kaybedenlerin hikayesinin anlatıldığı oyunda daha önceki sahnelerde bir kediden bahsediliyor. Oyunu daha yaşayan daha gerçek bir hikaye haline getirmek için o kedinin daha sonra görünmesi gerektiğine karar verdim. Katya doğuştan oyuncu olduğu için bu konuda çok şanslıydık!
Ve söz  oyunun yönetmeni, Katya’nın sahibi İbrahim Çiçek’te! Öncelikle Katya ile tanışma hikayenizi anlatır mısınız? 

Arkadaşımın kedisi doğum yapmıştı ve sosyal medyada durmadan fotoğraflarını paylaşıyordu. 8 tane inanılmaz kedi yavrusunun fotoğrafları. Ben de her fotoğrafa kalpler böcekler tepki veriyordum. Artık o kadar bunalttım ki sonunda gel bir gör dedi. 🙂 Gittiğimde 7 yavru birlikte yatıyorken benim deli kızım tek başına ayrı bir yerde söyleniyordu. Kucağıma aldım. Arkadaşım “çok huysuz haberin olsun” dedi… Ben çok kolay bir insan değilimdir. Sonuçta Katya’dan başkasıyla yaşayamazmışım. O günden beri aramızda tatlı bir kavga devam ediyor. Katya izin verirse bir köpek sahiplenmek istiyorum.

Peki bir oyunda yönetmenin kendi kedisiyle çalışıyor olması nasıl bir duygu? Sonuçta bu kadar çok sevdiğiniz bir canlı ve iş ortamı onu zorlayabilir. Neler söylemek istersiniz bu konuda? 

Katya benim çok stres altında ve mutsuz olduğum anlarda yanımda oturur ve nereye gidersem takip eder evde. Her oyun ayrı bir stres yaratıyor ve Katya buna ortak oluyor hep. Bu nedenle beni en iyi anlayan oyuncum diyebilirim kendisine. Dediğim gibi, Katya benim her anıma şahit, oyunda da oyunun en değerli anına şahit olmalı diye düşündüm. Fakat sadece 3 provalık bir anlaşma yaptık onunla, genel provalarımıza dahil oldu. Sonuçta yönetmen yakını olmasının rahatlığını kullanmak istedi ama bu torpili oyuncu arkadaşlarına sevgi göstererek gizliyor 🙂

 

Röportaj: Yağmur Ağcaoğlu
Fotoğraflar: Mirla Photography
Oyun hakkında daha fazla bilgi almak ve bilet satın almak için https://tiyatrocraft.com/oyun/kalp linkine tıklayabilirsiniz…

 

 

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.