Küçüklüğünden beri hayvanlarla uyumanın, uyanmanın, oynamanın ayrıcalığını yaşamış insanların hayata, doğaya, canlılara bir farklı baktığına inanırım. İnsanları, yeşili, hayvanları, toprağı bir başka severler. Belki de bu yüzden karşısındaki dinlemeyi, anlamayı çok daha iyi başarırlar. Sorumlulukların farkına varıp, sadece altından kalkabilecekleri işlere kalkışırlar. Henüz 5-6 yaşlarındayken evlat edindikleri köpeği Sezar sayesinde sorumluluk almayı, bir cana bakmayı, kardeş edinmeyi öğrenen, gözleriyle sevgi ışıkları saçan Fulya Zenginer gibi… Gelin, sahipsiz bir cana geçici yuva olma umuduyla yola çıkan ve o yolda yıllardır patili dostlarıyla yürüyen Fulya Zenginer’in kalbine dokunan köpeklerini yakından tanıyalım.

Fulya ZenginerKüçücük minicik bir köpek. Sokakta kalmış, yuva arıyor. Hayvansever Zenginer ailesi ise geçici yuva olma umuduyla sıcak evlerinin kapılarını açıyor ve Sezar’ın hikayesi böyle başlıyor. Fulya Zenginer ve ablasının biberonla besleyip büyüttükleri patili dostları o gün bugündür ailenin göz bebeği oluyor. Yıllarca ailenin üçüncü çocuğu gibi ilgi gören Sezar yaşlılık belirtileriyle sağlık sorunları göstermeye başlayınca, hayvansever oyuncu Sezar’ın ruhuna iyi geleceğine inandığı bir köpeği daha aileye katıyor. “Tarçın Sezar’a çok iyi geliyordu. Ruhuna dokunuyordu. Onun acılarını hafifletiyordu. Ama Sezar 17 yaşında bu acılara dayanamadı ve bize veda etti.” diyerek köpeklerini anlatmaya başlayan Fulya Zenginer bakın neler ekliyor:

“Aslında ilk köpeğim Genis’ti. Henüz beş yaşındayken tanışmıştım onunla. 2 sene boyunca benim en iyi arkadaşım oldu. Annemler geçici yuva olmak için getirmişlerdi Genis’i ama biz onunla iki senede çok iyi ikili olmuştuk. O yeni yuvasına giderken bizim eve başka bir köpek gelmişti, yuva bulana kadar kalmak koşuluyla. Fakat bu sefer öyle olmadı. Sezar’ı başka bir aileye veremedik. Onun ömürlük yuvası biz olduk. Geldiğinde çok minikti, biberonla besledik, kakasını temizledik, onu güzelce yıkadık, bebek gibi büyüttük. İlk göz ağrımız oldu. Tabii Sezar ile tanıştığımda ben de küçüktüm ama birlikte büyüdük.

Terrier kırması, harika bir köpekti. 17 yaşında böbrek yetmezliği ve yaşlılığa bağlı olarak onu kaybettik. Fakat bu hastalık süresince Tarçın da ailemize dahil oldu ve Sezar’a bu dönemde çok iyi arkadaşlık etti. Onu sakinleştirdi, dinlendirdi, rahatlattı. Tarçın Sezar’ın yokluğundan etkilenmesin diye başka bir cana daha yuva olduk. Wendy! İlk başta çok korktum anlaşamayacaklar diye. Ama Tarçın ne kadar inatçıysa, Wendy o kadar anaç bir köpek. Tarçın kıskanıyor, Wendy olgun davranıyor. İki zıt karakter bu kadar iyi anlaşamazlardı herhalde! Tabii bazen küs kaldıkları, birbirlerini kıskanıp oynamadıkları da oluyor. Biri yanıma çıkıyor, diğer iniyor. Ama bir süre sonra öpüşüp koklaşıyorlar. Sanırım bu barışmalarda Wendy’nin anaç tavrı etkili oluyor. Çünkü Tarçın hastalandığında Wendy gelip beni uyandırıyor. Çok farklı bir karakteri var. Anlatılamaz… Tarçın da aslında değişik bir karaktere sahip. Mesela çok inatçı, herkesi çok seviyor ama beni bir başka seviyor. Beni görmediğinde hastalanıyor. Üç günden fazla ayrı kalırsak sağlık sorunlarımız başlıyor. Bu yüzden mümkün olduğunca uzak kalmamaya çalışıyorum. Halimden de hiç şikayetçi değilim. Onları görmediğimde ben de çok eksik hissediyorum.”

Fulya Zenginer

Hayvan sahibi olmak büyümeyen bir bebek sahibi olmak gibidir. Her konuda bunun altını çizer, hayvan sahibi olmanın güzellikleri kadar zorluklarına da değiniriz. Bu konuda Fulya Zenginer’in görüşlerini merak ettik ve hayvan sahibi olmanın zorluklarından, veteriner hizmetlerine kadar birçok konuya değindik…

“Hayvanlarla yaşam aslında düşünüldüğünden daha zor. Bir ya da iki hiç farketmez. Gerçekten sorumluluk istiyor. Bilinçli olmayı gerektiriyor. İnsanlar ilerisini düşünmeden bir kedi ya da köpek sahibi oluyor ama planlanıldığı gibi ilerlemiyor hiçbir şey! Olan sonunda hayvanlara oluyor. Kendilerini ya bir yazlık beldede ya da sokakta terk edilmiş buluyorlar. Bu yüzden hayvan sahibi olmanın güzellikleri kadar zorluklarını da konuşmak gerekiyor. Maması, kakası, tasması, montu, aşısı derken maddi olarak da bir güç istiyor. Yeri geliyor kendiniz için harcamadığınız paraları onlar için hiç düşünmeden harcıyorsunuz. Ben bunları yük olarak görmüyorum, görmediğim için onlar benim dostum, ailem, her şeyim. Ama bazı hayvan sahipleri bunları hesaplamadan, düşünmeden bir evlat ediniyorlar ve maddi manevi zorluklarla karşılaştıklarında hemen pes ediyorlar.

Bu yüzden hayvan sahiplenmek isteyenlerin öncesinde çok ama çok iyi düşünmelerini tavsiye ederim. Benim bıdıklar mesela, heyecanlandıklarında biraz biraz kaçırıyorlar. Bu yüzden evdeki halıları kaldırdım. Rahatsız değilim, onlara göre bir düzen oturttum ama herkesin kabul edeceği bir durum olmayabilir ve sonuç evdeki kediyi ya da köpeği sokağa atmak olabilir. Böyle üzücü sonuçlar olmaması adına insanların bilinçlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Cihangir hayvansever dolu!

Ben Cihangir’de oturan biri olarak o kadar mutluyum ki, etrafımdaki herkes sokaktaki kedi ve köpekleri besliyor. Onların burada insandan farkı yok. Neredeyse her cafenin önünde mama ve su kabı bulunuyor. Tek derdimiz azalan mama ve suları tamamlamak! Belediyeler de bu konuda bilinçlenmeye başladı. Çok yardımcı oluyorlar. Hatta bazı restaurantlarda artık yemekler sokaktaki canlara gidiyor. Böyle yardımlaşmaları gördükçe insan çok başka hissediyor. Bizler birlik oldukça hayvanların sorunları azalacak… Fakat şunu da eklemek istiyorum; hayvansever mekanları yeterli bulmuyorum. Çok az yerde köpeğinizle kolaylıkla, rahatlıkla gezebiliyorsunuz. Bir kahve içmeye gitmek isteseniz köpeklerinizi evde bırakmak zorunda kalıyorsunuz. Sadece kahve de değil, yazın halk plajına köpek almayan yerler oluyor. Köpeğinizle denizde yüzmek isteseniz baya araştırma yapmanız gerekiyor!

Fulya Zenginer köpeklerini üç kelimeyle "Venedi oyuncu, cazgır ve sadık; Tarçın ise pis, aşk dolu ve yaramaz" şeklinde özetliyor.
Fulya Zenginer köpeklerini üç kelimeyle “Venedi oyuncu, cazgır ve sadık; Tarçın ise pis, aşk dolu ve yaramaz” şeklinde özetliyor.
Fulya Zenginer hayvan sahiplerine diyor ki;

Ben köpeklerimle konuşuyorum, onların beni dinlediğini ve gerçekten anladığını düşünüyorum. Bana deli diyenler olabilir ama köpekleriyle konuşan hayvan sahipleri beni anlayacaktır. Bizi bu kadar derinden seven, anlayan köpeklerimizi, kedilerimizi lütfen arabada asla ama asla bırakmayalım. Yaz, kış farketmez. Onlar 5 dakika gibi kısa bir sürede sıcak çarpmasından, donmadan ölebilirler. Bunlar için yurtdışında kamu spotları var. Durumun ciddiyetini tüm gerçekliğiyle anlatan… Lütfen bilinçlenelim. Farkında olmadan, onların canına kıymayalım… Unutmayalım ki onlar bizim hiç büyümeyen ve ömür boyu bize muhtaç olan bebeklerimiz…

 

Fotoğraf: Selçuk Uzanır @selcuku 

Fotoğraf asistanı: Batuhan Ege Örs @ege.ors

Mekan: Manuel Deli- Cihangir

 

 

 

 

 

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.