Hayvanların insanları iyileştirdiğine inanan, onlarla hayatın çok daha yaşanabilir olduğunu savunan oyuncu Nihan Tarhan ile kedisi Via hakkında çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Sadece kedisine değil, sokaktaki kedilere, köpeklere hatta doğadaki tüm hayvanlara büyük aşk besleyen hayvansever Tarhan, “Oturduğumuz evin yakınlarındaki yavru köpeklere kedilere dolaptan gizlice yemek, süt falan verirdim. Her gün bir hayvana dokunmak, doyduğunu görmek, bazen sadece göz göze gelmek bile bence çok tarifsiz bir duygu.” diyerek aslında hayvanlarla kurduğu bağı özetliyor ve bakın sorularımıza nasıl cevap veriyor:

Hayvan sevginizle başlayalım…

Şükürler olsun ki hayvanları çok seven bir babanın kızıyım. Hayvan sevgisinde ailenin çok büyük bir rolü olduğuna inanıyorum. Korkmadan sevmek, kesinlikle önce ailede ve yakın çevrede başlıyor. Bir travma yaşanmadıysa da ömürlük bir sevgi bu, sonsuz. Hatta katlanarak artan. Mesela annemin büyük bir travması var, o yüzden kedilerden çok korkuyor. Bu sebeple de bizim evimizde ben çocukken sadece kuş ve kaplumbağa besleyebildik. Ama babama kalsa bir kedimiz ya da köpeğimiz mutlaka olurdu. Sayısını hatırlayamıyorum ama çok kez doğum günü dileğim bu olmuştur ama maalesef annemi hiç ikna edemedik. Onu da anlıyorum, hâlâ korkusuna saygı duyuyorum.

Ama artık evimde, çok sevdiğim bir kedim var 🙂 Eşimin kedisi aslında, ama ilk günden beri hiç yabancı karşılamadı beni. Adı Via. 3 seneyi doldurmak üzereyiz. Aramız çok iyi. Kıskanır mı ya da uzak davranır mı diye korkmuştum ama hemen kaynaştık, ki öyle çok sırnaşık bir kedi de değildir. Öyle ki şu an büyük aşk yaşıyoruz.

Nasıl bir kedi Via? Nelerden hoşlanıyor, neleri seviyor?

Bir kere canı ne zaman isterse kendisini o zaman sevdiren karizmatik bir kraliçe kendisi. O istediğinde kucak, o istediğinde oyun şeklindeyiz. Ne istediğini de hep güzelce anlatır, acıktıysa, susadıysa, oyun oynamak istiyorsa açıkça belli eder. Poşetten top yapınca çıldırıyor. Ve topu atıyoruz geri getiriyor. Bazen izlerken onu sonsuza kadar bu top oyununu oynayabilir diyorum 🙂 O yorulana kadar da oynuyoruz. Bazen evin köşesinde bir yerde buluyor topu, kendi kendine oynuyor, biraz futbolcu kendisi. İsmine yakışır performansları var. Ali Rıza, play stationda maç yaparken kedinin ismi maçta ilk gol atanın ismi olsun demiş. İspanyol futbolcu David Villa Sanchez atmış ilk golü de. Kızımızın kanındaki top sevdası herhalde buradan kaynaklanıyor. Geceleri özellikle yerde görürsem kaldırıyorum ki çılgın koşturma sesine uyanmayalım. Ama sabahları bir sarılma seansımız var ki beni benden alıyor. Yani işim olduğu günler saati ona göre kurmaya başladım çünkü 10 dakika da olsa atlayıp koynuma yatması, başını yaslaması bana meditasyon huzuru yaşatıyor resmen. Kucağa gelene kadar da bağırıyor ‘hadi ne zaman oturacaksın, hadi hadi’ diye… Bu huyu gerçekten içimi sevgiyle taşırıyor.

Evde hep kalorifer tepesinde mayışık bir sekilde yatıyor, kuş gördüğünde heyecanlanıyor hatta bazen kendi dilinde konuşuyor onlarla ama en çok karasinek peşinde koşarken görebilirsiniz onu. Biz dizi izliyorsak yan koltukta oturuyor, yemek yerken o da kendi sandalyesinde mutfaktaysak yine yerde yanımızda. Biz neredeysek o da orada. Ve en güzel huyu da mamasından başka bir şey yemediği için yemek yerken bizi hiç rahatsız etmemesi. Bir tek istisnamız var o da salam ve çeşitlerini görür, kokusunu alırsa çılgına dönüyor 🙂

Hayvanlar çok başka, insanlara çok iyi geliyorlar, kesinlikle iyileştiriyor, sakinleştiriyor evin havasını değiştiriyorlar, kesinlikle negatif enerjiyi alıyor ve temizliyorlar. Neşe veriyorlar insanın içine. Bence ruhsal bedensel bütün hastalıklara iyi geliyorlar. Canınız sıkkınsa moral veriyor, can oluyor derler ya aynen öyle. Size can oluyor nefes oluyor. Sorumluluk, huzur, umut, yaşama sevinci veriyorlar. Via da öyle. Karnım ağrısa gelip karnıma oturuyor, nefesim daralsa göğsüme yatıyor, ben iyi hissedene kadar kalkmıyor, ağladığım zaman şımarıklık yapıp beni güldürüyor. Karşılıksız bir sevgiyle bağlı oldukları için çok başkalar, bu yüzden de eşsiz varlıklar.

Onunla her şey oldukça keyifli gözüküyor, peki kedi sahibi olmanın zorlukları var mı?

Ayrı kalmak zor. Bir yere gittiğimizde ‘üzüldü mü, sıkıldı mı, ne yapıyor yalnız?’ diye çok merak ediyoruz. E tabii bunlar çok zor oluyor. Yoksa ben ne tüylerinden ne de tırmalama huyundan şikayetçi değilim. Ona göre aldık eşyamızı da. Koltuğumuzun kumaşını ona göre seçtik falan. Ya da bir halımız var korkunç durumda ama tırmalama ihtiyacını onunla gideriyor biz de kaldırmıyoruz. Bazen çok sevdiğim bir kazağımı mahvediyor ki başkası yapsa mesela çok sinirleneceğim bir şey bu 🙂 Ama Via’ya kızamıyorum. Zorluk dediniz ama benim için onun yokluğu zor bir tek sanırım.

Başka bir kedi ya da köpek daha sahiplenmeyi düşünüyor musunuz?

Her gün evimde ya da dışarıda bir hayvana dokunabildiğim, sevebildiğim, doyurabildiğim, çocuklarıma çevreme hayvan sevgisi verebildiğim bir hayatım olsun istiyorum. Bunun için de nasıl olması gerekiyor ve olacaksa hayat o şekilde getirecektir diye inanıyorum.

Peki hayvan sahiplenmek isteyenlere neler önerirsiniz?

Ali Riza, Via’yı sahiplenmiş. Kalan son bebekmiş. Hatta çok zayıf, hasta ve çirkin olduğu için büyük ihtimalle kimse istememiş. Ama Ali Rıza onunla çok ilgilenmiş; şırıngalarla beslemiş, elinde uyutmuş Via’yı. Zaten o kadar sevgi doludur ki eşim, en önce kocaman kalbiyle iyileştirmiştir Via’yı biliyorum. Babamla çok benziyorlar. Babam yolda yürürken gördüğü tüm hayvanları sever, dokunur, konuşur varsa yanında mutlaka mama verir. Şanslıyım ki eşim de öyle… Daha bir kediyi köpeği es geçip yürüyüp gittiğine şahit olmadım ve bu anlar içimi ısıtıyor.

İnsanların hayvanlara bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz çoğunlukla hayvanseverliği kedi köpek sevmekle karıştırıyoruz. İnsanoğlu ne yazık ki bu konuda da bencil. Benim çok benzettiğim iki konu var; nasıl ki ölüm söz konusu olduğunda giden için değil biz onsuz ne yapacağını bilmediğimiz kendimiz için üzülüyorsak birçok hayvansever de öyle bir sevgi taşıyor içinde. Evcil hayvanlarımıza tabii ki iyi bakalım ben bir mağazanın önünde kış günleri onlar için bırakılmış battaniyeler, mama-su kapları gördüğümde çok mutlu oluyorum. Aynı zamanda umutlanıyorum da onlar için…

Mesela kaplumbağalar, balinalar ve özellikle yunuslar ya da foklar öldürüldüğünde haberler yapılıyor ama aynı derecede eziyet görerek öldürülen köpekbalıkları, timsahlar, kaplanlar, leoparlar, gergedanlar veya kurtlar biz insanlardan hiçbir zaman bu ilgiyi göremiyorlar. Doğanın bir işleyişi var ve hayatta kalmak için bazen başka alternatifleri olmayan bu hayvanları kendi insan kültürümüz dahilinde yarattığımız ve benimsediğimiz ahlaki ve etik değerlerle değerlendirmek ya da yargılamak yanlış geliyor bana. Çok daha büyük bir sorun da, yaşam alanlarının yok olması tehlikesi ile karşı karşıyalar. Sadece evcil hayvanları değil doğadaki her hayvanı sevebildiğimiz saygı duyduğumuz zaman gerçek bir hayvansever olabiliriz diye düşünüyorum. Çocuklarını hayvanat bahçesine götürmeyen kendi de gitmeyen insanların çoğaldığı bir dünya hayal ediyorum.

Günümüzde veteriner hizmetleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Via’nın veteriner fobisi var. Ne yazık ki çok elzem bir durum olmadıkça gitmiyoruz, kutusunun sesini duyduğunda ortalıktan yok oluyor çünkü. Aşıları için eve geliyorlar. Çok şükür sağlığı iyi ve hep de böyle devam eder umarım. Ben çok deneyimli değilim, bu yüzden arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla işini çok severek yapan çok fazla veteriner hekimimiz var.

Nihan Tarhan diyor ki!

‘Hayvan sevmeyen insan sevemez’ kesinlikle. Hayvan sevmeyenlerin vicdanından şüphe duyarım ve hep de doğru çıkar.

 

 

Röportaj: Yağmur Ağcaoğlu
Fotoğraf: Ali Rıza Şahenk

 

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.