İnsana aşık olan kedi Simit

Yıl 2007 Haziran geceler

Sanmayın fantezi dolu bir hikaye, Haziran geceler derken aşk dolu ama duygusallı hikaye olacak.

18 yaşındayım ve aşık oldum.

Ellerim terliyor, kalbim taşıyor caddelere, zıplayınca gökyüzüne çarpıyorum filan.

Üniversiteye girdim, okudum bitti. Yurt dışına okumaya gittim, geldim. Askerliğe gittim, geldim. İlk 6 yılımızda bunlar olurken, zaman bize verdiği borçları almayı unutmadı. Yas tutmaya karar verdim, ama ne yas. Derbeder sokak insanları gibi 54 gün yok oldum. Tekrar biri geldi, ama bir şeyler yetmiyor. Cihangir’de bir camda onu gördüm, öyle minnak ki delirirsin, beni görünce cama yapıştı. Sarı bir kedi. Pet şop koymuş ön camına “ücretsiz” yazmış. Hayvan satılır mı hiç? Neyse Simit delirdi, bulunduğu dünya sandığı küçük kafeste. “Dur, sen benimlesin” dedim. İnceden göz kırptı “tamam abi” der gibi. İşte yemekler, kumu, oyuncağı filan aldım. Yeni bir hayat kuruyorduk. Yanımda kız arkadaşım, şaka yaptığımı düşünüyor ve gülüyordu. Sorun değildi, herkes bir şeyleri tercih edebilir. O zamanlar ailemle yaşıyorum, ailem epey düzenlidir.

simitAma öyle güzel ki, sesi çıkmıyor onu taşırken. Bizimkiler şok. Eve ısınması uzun sürdü, sonra tüm eve tırmanmaya başladı. “Oğlum yapma etme, bak annem seni sanayiye verir” diyorum. Yok diyor. Neyse sevdirdi kendini. Şimdi ailemle yaşıyor, ben evden ayrıldım. Babamla annemin arasında uyuyor. Annem aman aç kalmasın diye çuval çuval yığdı önüne. Simit’in koca ve yürürken yere değen bir göbeği var. Haftada bir tırnakları kesiliyor, 3 ayda bir traş oluyor. Düzenli banyo yapıyor. Sırtında “angel” yazan polar hırkası var. Arada annemle parka inip, sitenin çocuklarına kendini gösterip, yeterli ilgiyi almayı tercih ediyor. Kendi maması dışında hiçbir şey yemez. Şahsına münhasır bir vegandır. Kavurma ver yemez, tavuk yüzüne bakmaz. Öyle sevgi olayları ona göre değil, çok ihtiyaç halinde saç yalıyor. En çok Müge Anlı’yı seyretmeyi seviyor. Bir de ansızın hızlanıp koşuyor, asla nedenini çözemedik. Mısır piramitleri gibi, boş evde bir anda fırlayıp geri geliyor. Psikoloğa götürdük, psikolog onu çok sevdi kaçırdı. Simit kaçırılınca Stokholm sendorumuna tutulup, psikoloğa aşık oldu. Defalarca konuştuk, “kediler aşık olmaz”. “Garantisi mi var, kesin mi?” diyor sürekli. Araya Belediye Başkanları girdi, kedi duygu uzmanları geldi. 1 yıl birlikte yaşadılar.

Kapılarında uyuduk ailece, pankartlar açtık. “Ne istiyorsan onu yap, yanındayız” dedik. Burun kıvırdı. Çok zengin olmuş, arabası dar Cihangir sokaklarına sığmıyormuş dediler. Senenin 9 ayı Avrupa’daymış dediler. Psikologla yaşarken, gönlünü ünlü bir bürokrat kadına kaptırmış, bizim hınzır delikanlı Simit. Bürokrat kadının ilk göz ağrı kedisi olmuş.

simitBir gün kendime söz verdim. Çok zengin olacağım ve onu geri kazanacağım. Alanya’da turist rehberliği, Almanya’da işçilik, Avusturya’da doçentlik derken inanılmaz bir kariyerim oldu. Para, şöhret, kapımda herkes bekliyor. Simit de Simit. Bir gün “sevdiklerinizi kaybetmeyin” adlı dünya çapında ses getirmiş sunumum için, buyines ayresteyim. En önde iki koltuk boş, gözüme takıldı. Gelen giden yok. Bana yapılmış büyük saygısızlık ama kim? Kafam da deli sorular. Devre arasında çuhara içmeye çıktım. Herkes hayran bana, sorular, selfiler filan. Aklım minnoş Simit’te. Cihangir’de ilk gördüğüm zaman geldi aklıma, bir çigara daha yaktım peşi sıra. Şöyle bir gözüm yanıyla baktım, bir kalabalık koşuşturma. Vakit geldi, mola bitti sunuma devam etmeliyim. Oditaryuma girdim, 500 bin kişilik. Sahneye çıktım ve Allah’ım o orda. Bacak bacak üstüne atmış. Hala sarı ve göbekli. Sunumun geri kalan yarısında şov yaptım. Alkış kıyamet, delirdi insanlar. Nasıl mutluyum. Kuliste buluştuk.

“Neden?” Dedim.
“Usta” dedi. 
“Evet simido, evladım anlat ” dedim. 
“Siz, siz çok fakirdiniz, dayanamadım” dedi. 

Yüzünden bir tek yaş yere düşmesiyle yer ikiye bölündü.

“Ne, nasıl lan, ne fakiri?” dememle baş parmağı ile iki dudağıma bastırdı ve “deme inanırım” dedi. “Bu dünyadan göçtükten sonra size iyi bir hayat bırakmak için kendimi feda ettim” dedi. Tüm aile olarak biz kilit.

“Ee biz, ben hırs yapınca hunharca zengin olduk ki” dedim.
“Evet, senden bunu beklemezdim. Ben de en az senin kadar şaşkınım” dedi.

Sarıldım, patilerinden öptüm onu.

“Geri dönemem” dedi.
“Dönme la” dedim.
“Okey” dedi.

O evine gitti, ben de evime gittim.
Biraz mesajlaştık.
Uyuduk ayrı ayrı.

Temmuz '89 da İstanbul'da doğdum. Liseyi bitirip aşık oldum. Pek hayvanlarla aram yok, sokakta büyüdüm ben. İrem hayvanları çok severdi, o bana sevdirdi zaten. Sonra ben bir gün ailemin evine Simit'i sahiplenip götürdüm. Sonra bir gece İrem, ben halı saha maçında "Allah'ını seven defansa gelsin" diye bağırırken arka parkta emmiyi aldı. Annem ve babam öyle sevdi ki Simidoyu, babam mirasını ona bırakacak. Kıskanmıyor değilim hani. Sinema ve tv eğitimi aldım. Üniversite bitince İngiltere'ye yerleştim. Bir süre orada okuyup çalıştım. Şiirlerden çok hoşlanıyorum bu arada. Sonra kendimi reklam işlerine attım. Bir süre kamera asistanlığı yaptım ki, hala seve seve yaparım. Kısa bir zaman önce kendi işlerimi çekmeye başladım. Yönetmen oldum ufaktan, daha çiçeği burnunda bir yönetmenim. Yazmaya 2011 yılında Amerika'da başladım. 2013 yılında iki hikaye kitabı yazmaya başladım ama bitiremedim. 2 senedir sosyal medya hesaplarımda absürd komedi yazıyorum. İki defa kitap yapılmak istendi, ben kendimi yeterli görmediğim için reddettim. Absürd komedi ve kadın-erkek ilişkileri üzerine yazıyorum ağırlıkla. Lakin gönlüm şiirde. Bu sene ilişkiler üzerine bir kitap yayımlamak için kolları sıvadım. Bir de kendinize iyi bakın...