Bir köpeği hayatımıza dahil ederken şüphesiz ki hepimiz, beraberliğimizde sorunsuz ve sevgi dolu bir ilişki kurmayı isteyerek bu kararı veririz. Bu amaçla yavru köpeğimiz eve geldiği ilk andan itibaren bizden “HAYIR!… ısırmak yok!”, “ HAYIR!… kanepeden uzak dur!”, “ HAYIR!… çöp kutusuna yaklaşma!”, “HAYIR!… eve tuvaletini yapma!”, “HAYIR!… terliklerimi kemirme!”, “ HAYIR!… üstüme atlama!” gibi cümleleri duymaya başlar. Ne acıdır ki pek çok insanın bir köpekle yıllar süren birlikteliği boyunca en sık telaffuz ettiği kelime “HAYIR!”dır. Peki, biz köpeğimizden ne yapmamasını istediğimiz konusunda bu kadar eminken nasıl olur da o, davranışlarına çekidüzen vermeye bir türlü yanaşmaz?

Ne yazık ki hayalimizdeki “mükemmel ilişki”, köpeğin doğası gereği pek mümkün değildir.  Çünkü köpek, köpek olmanın getirdiği şeyleri yapar: çiğneme, kazma, işeme, havlama gibi… Tüm bunlar, insanların sahip olduğu kültür içerisinde NORMAL kabul edilmediği için insanlar çareyi cezalarda arar. (Ceza, genellikle o masum gözüken “HAYIR!”’larla başlayan ve devamında köpeği aynı hareketleri daha fazla yapmaya kışkırtan yöntemlerin uygulanmasıdır.) Köpeğin bakış açısı nedeniyle, yaptığı hareketler NORMAL’dir, KÖTÜ değil. Dolayısıyla kafası karışmaya başlayan köpeğimiz, artan stres seviyesi ile başa çıkabilmek için daha fazla çiğnemeye, kazmaya, işemeye veya havlamaya başlar. Bu kısır döngü sonucunda genelde en fazla zarar gören taraf ne halımız, ne kira kontratımız ne de terliklerimizdir, başlangıçta arzulanan sevgi dolu sahip-köpek ilişkisidir.

Biz insanların sözel bir iletişim kültürü vardır. Oysa köpekler iyi birer dinleyici, bundan da öte kusursuz birer gözlemcidirler. Bu sebeple, en iyi bildikleri iletişim yolu olan beden dillerini kullanırlar. O ıslak burunlarının ucundan başlayarak kuyruklarının sonuna kadar ustaca şekillendirdikleri bedenleri, bütünsel olarak adeta bir mesaj panosu işlevi görür. Onlar da kullandığımız seslerden önce bizlerin beden dilini okumaya eğilimlidirler. Günde defalarca ve farklı durumlar için duydukları “HAYIR!”ın ne anlama geldiği konusunda hiçbir fikirleri yoktur. Çünkü Türkçe, köpeklerin ana dili değildir, aksine yalnızca “beden dili” onların doğuştan bildikleri tek dildir. 

Bizler “HAYIR!”ı her zaman ve de pek çok farklı durumda kullanıyoruz. Köpek için ikilem şudur: “HAYIR!” hangi eylem için geçerlidir? Köpekler “HAYIR!” kelimesinin bir durumda ısırmayı kesmesi için, bir durumda üste atlamasını durdurmak için, bir başka durumda ise kanepeden uzak durması için söylendiğini anlayamazlar. Bir süre sonra anlam veremedikleri “HAYIR!” kelimesi, duymazdan geldikleri bir ses halini alacaktır. (Tıpkı asansör müziği gibi: Müziğin çaldığını biliriz ama gerçekten ona odaklanmayız. Aklımız ne ile meşgul ise onu düşünmeye ya da yapmaya devam ederiz.) Öğrenme teorisinde bu durum “öğrenilmiş ilgisizlik” olarak adlandırılır. Köpek, duyduğu sesi anlamlı bir sonuca bağlayamadığı için bir süre sonra kendisiyle bir ilgisi olmadığını düşünür ve sistematik olarak sesi göz ardı etmeyi öğrenir. Hatta çevrenize biraz dikkatli bakarsanız adının “HAYIR Dost!”, “HAYIR Boncuk!”, “HAYIR Paşa!” vb. olduğunu düşünen köpekler gözlemleyebilirsiniz.

Çoğu zaman köpekler, kullandığımız “HAYIR!” sözcüğüne yanıt vermez, o sırada oluşan beden dilimize bakarak bir nedenle sakinlikle pek de ilgisi olmayan bir  duygu sahibi olduğumuzu yani bir şeylerin ters gittiğini fark ederler. O an için bunun sebebini kavrayabilmelerinin hiç bir yolu yoktur.  Ahhh tabi, diyorsunuz ki …” Ama köpeğim suçlu suçlu bakıyor,  bu da demek oluyor ki  o ne yaptığını biliyor!” Üzgünüm.. Köpeğiniz o an yapması mantıklı olan tek şeyi yapıyor, sizinle tehdit olmadığını bildiği tek yol ile iletişim kuruyor. Yani basitçe, tehditkar beden dilinize itaatkar beden dili sergileyerek cevap veriyor: “Sorunun ne olduğunu anlamadım ama lütfen bir de benim yüzümden sorun çıkmasın, seninle kavga etmek istemiyorum” diyor. Kısacası bu davranışınızla köpeğinize öğrettiğiniz şey:  öngörülemeyen/dengesiz biri ve bazen de bir tehdit olabildiğiniz.

Son olarak, “HAYIR!” gibi sözlü bir caydırıcı ve daha pek çok cezayı kullanmanın önemli bir sakıncası daha vardır: 

Örneğin tam da terliğinizi çekiştirmekte olan köpeğinize doğrulttuğunuz parmağınızı sallayarak tehditkar beden dili ve ses tonunuzla “HAYIR!” diye bağırırken odaya bir çocuk girdi (ya da herhangi başka bir şey oldu) ve köpeğinizin dikkati o an için çocuğun gelişine yöneldi. Köpeklerin yakın çevrelerine olan dikkatleri bizlerinkinden çok daha seri ve anlık olduğu için aslında köpeğinizi o an çocuğun varlığı sebebiyle cezalandırmış olursunuz. Daha da kötüsü bunun farkında bile olmayabilirsiniz. Fakat bir süre sonra hala neden terliklerinizle oynamakta ısrarcı olduğunu, üstelik neden birden bire genç insanlardan hoşlanmayan bir köpeğiniz olduğunu merak edersiniz.

Siz ne için kızıyor olursanız olun, köpeğin aklında o an ne varsa aslında cezalandırdığınız şey odur. Peki gerçekten neyi cezalandırdığımızı nasıl bilebiliriz? BİLEMEYİZ.
“Köpeğimizin mükemmel insanı” olabilmek için şunları yapabiliriz:
  • Köpekler için bizlerin “HAYIR”ı kullanma sebebimiz olan davranış ile “HAYIR!”ı ilişkilendirebilmeleri oldukça zordur. Bu ilişkilendirmenin başarılı olabilmesi için, köpek davranışı sergiledikten sonra en fazla iki saniyemiz vardır. Ancak bu iki saniye içerisinde müdahaleyi yapabildiğimizi ve köpeğimizin de kelimenin anlamını bildiğini varsayarsak davranışımız köpek gözüyle doğru bir anlam kazanabilir.
  • Alternatif olarak köpeğinizi tam da zararlı bir iş peşindeyken yakaladığınızda “HAYIR!”  dışında daha zor kelimeler ya da sesler seçin. “Hah yakalandı, hey sen!, seni yaramaz, cık cık cık…” gibi. Bu kelime ve seslerin yarattığı büyük bir fark var: BEDEN DİLİNİZ. Böylece köpeğimize karşı daha farklı ve tehditkar olmayan bir beden dili kullanmış oluyoruz.
  • Doğru kelimelerle seslenmek bile eğer köpeğin davranışı başlamışsa çok geç kalınmış, yanlış bir müdahale anlamına gelir. Eğer davranışı önlemek için geç kalmış iseniz davranışı durdurmak için yapabileceğiniz en iyi şey onu yanınıza çağırarak ödüllendirmek, yanına giderek dikkatini bir oyuncağa ya da başka bir ödüle çekmek gibi, zaten bildiği komutlara onu yönlendirerek, sizin de onayladığınız bir başka davranış yaratmaktır.
  • Köpeğinizin yaşam alanını iyi yönetmelisiniz ki, istenmeyen davranışları oluşmadan önleyebilesiniz. Ortada toprakla dolu bir saksı bırakmamak ya da henüz kuralları öğrenmemişken misafir için sehpaya bir tabak dolusu lezzetli ikramlar koyup oradan uzaklaşmamak, köpeğin itaat eğitimi öncesinde kazı yapmanın ve yemek çalmanın ne kadar eğlenceli olduğunu keşfetmesini önlemek ve ondan henüz öğretmediğimiz davranışları uygulamasını beklememek demektir.
  • Son olarak, “HAYIR!” deme alışkanlığından vazgeçmek, köpek sahibinin bir müddet kendi üzerinde çalışmasını gerektirebilir. Yanlışlıkla ağzımızdan çıkıveren bu kelimenin hemen ardına köpeğimizin bildiği bir komutu da eklemek, köpeğimize bizi anlamak konusunda yardımcı olacaktır.

Biraz çabayla, “HAYIR!” kelimesini dağarcığınızdan çıkardığınız zaman, artık ilişkinize zarar vermiyor olacaksınız. Böylece kurduğunuz iletişim iki taraf için de işe yaramaya başlayacak.

Yıllar sonra geriye dönüp dostunuz ile olan anılarınızı hatırladığınızda pişmanlıkla değil, içten bir gülümseme ile gözlerinizin dolması dileğiyle,

 

 

Kaynaklar:
Danielle, Why You Shouldn’t Say No To Your Dog, http://www.urbandogtraining.com.au/training-info/canine-communication/why-you-shouldnt-say-no-to-your-dog.pdf
Steve Benjamin, Saying No, http://www.clickingwithcanines.com/id38.html

 

 

 

 

Gazi Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü mezunu olan Lara Kavuş, profesyonel olarak sürdürmekte olduğu eğitmenlik mesleğine 2010 yılında StarDogs Eğitimciler Akademisi ile başlamıştır. Yaşamını, Onyx ve sokaktan sahiplendiği Pan ve Püsür olmak üzere iki köpek ve bir kedi ile paylaşmaktadır. Köpekli sporlarla da ilgilenen Kavuş, Köpek Irkları ve Kinoloji Federasyonu’na bağlı olarak kurulan, Asistan Köpekler ve Terapi Köpekleri Komisyonu Koordinatörlüğü de yapmaktadır.