Hayvanlar bizim bu hayatı paylaştığımız en değerli canlar. O kadar masumlar, o kadar savunmasızlar ve sevgiye muhtaçlar ki… Onlar bizim sessiz kullarımız, onlar için çok üzülüyorum, özellikle sosyal medyadaki şiddet haberlerini gördükçe insanlığımdan utanıyorum, kahroluyorum… Çocuklar Duymasın dizisinin Emine’si ünlü oyuncu Melek Şahin hayvanlara olan hassasiyetini tam olarak bu cümlelerle özetliyor. Hayvanların antidepresan gibi olduklarını, insanların ruhuna iyi geldiklerini anlatırken, köpeği Woody ile tanışma hikayesine de değinen Melek Şahin ile yaptığımız keyif dolu röportaj eminim tüm hayvanseverlerin kalbine dokunacak…

Hayvan sevgisi çocukluğumdan beri var

Hayvanlar, türü ne olursa olsun, insan ruhuna ve bedenine çok iyi geliyorlar ve insanı şifalandırıp terapi yapıyorlar. Hayata bağlıyorlar, en önemlisi de bize vicdanımızı hatırlatıyorlar. Özellikle yalnız insanlar için gerçekten bir can yoldaşı oluyor kedi ve köpekler… Hem de ömrünün sonuna kadar size sadık kalacak bir can yoldaşı. Bu sevgiyi küçük büyük her canlı mutlaka yaşamalı. Ben çocukluğumdan beri kedi ve köpeklerle büyüdüm fakat bir hayvan sahibi olarak bu duyguyu, bu sevgiyi hiç tatmamıştım. Ta ki kuzenimin köpeği Bonny ile tanışana dek… Resmen ona aşık oldum ve kuzenim Bonny ile olan sevgisini öyle bir anlattı ki bana, bir hayvan sahibi olma düşüncesi iyice kafama yerleşmişti. Bu konuda çok git gel yaşadım, çünkü dört bacaklı bir canlıyla nasıl yaşanır, ona nasıl eğitim verilir en ufak dahi bir fikrim yoktu. Buna rağmen, sokaktaki kedi ve köpekleri severek, besleyerek yetinmek yerine bir hayvan sahibi olmanın zamanı geldi diye düşündüm. Fakat birkaç arkadaşım iş yoğunluğumdan dolayı pek sıcak bakmadılar bu konuya. Hayvan bakmanın ne kadar zor olduğunu bilsem de “kendime güveniyorum” dedim ve ısrarımdan vazgeçmedim. Bir veteriner hekim arkadaşım ve kuzenimin desteğiyle tamamen emin oldum hayvan sahiplenmekten.

Herkes farkında olmalı

Üzülerek söylemek isterim ki, Woody’i bir pet shoptan satın aldık. O kadar ürkek bakıyordu ki, oğlum Emre’yle bakışlarından çok etkilendik. O bizim kısmetiymiş fakat satın almak yerine bu konuda daha bilinçli olsaydım ve uyarılsaydım, beslediğim, sevmeden yanlarından geçmediğim sokaktaki canlardan birini sahiplenirdim. Terk edilmiş muhtaç bir köpeği sahiplenmek isterdim. Sahiplenmeyi bekleyen onlarca köpek dururken kendimi suçlu hissediyorum. Fakat vicdanımı rahatlattığım tek bir konu var, o da Woody’nin şu anki mutluluğu. Belki Woody gittiği yuvada fazla şefkat ve ilgi göremeyebilirdi. Ama biz onu bir bebek gibi bakıp sevgiyle büyütmeye çalışıyoruz, ki bu da biraz olsun içimizdeki sızıyı azaltıyor. Ne olursa olsun herkes farkında olmalı diyorum ve sokaklardaki, barınaklardaki, ormanlardaki canları unutmayalım…

Melek Şahin
Melek Şahin üç kelimeyle Woody’i özetleyin sorusunu “aşk, neşe ve enerji” olarak cevaplıyor…
Gelelim Woody’e! 

Woody çok sosyal bir köpek, akıllı ama işine geldiğinde değil 😀 Arkadaş canlısı, heyecanlı, komik, çok hareketli ve de çok oyuncu, bitmek bilmeyen bir enerjisi var. O kadar enerjik ki saatlerce dışarıda yürüyüş yapsak bile eve geldiğinde bir uçtan bir uca deli gibi koşturup oyun oynamak ister. Onun enerjisine yetişmeye çalışırken bir bakmışsınız nefes nefese kalmışsınız… O kadar keyifli ki onunla vakit geçirmek… Bizim adımız eğlence 🙂 En sevdiğimiz oyun saklambaç ve yakalamaca. Zaten çok hareketli bir de ben hareket halindeysem peşimi hiç bırakmaz, sürekli beni takip eder. Özellikle mutfaktaysam ve yemek kokularını duyduysa tamam! Bu arada marul, salatalık, elma, biber en bayıla bayıla yediklerimiz, elmanın adını duyduğu an uykusundan bile kalkar gelir. Bir de yatak odası meselemiz var, çünkü odaya gitmek demek giyinip dışarı çıkılacak demek, eğer benim yalnız gideceğimi anlarsa yandık, işte o zaman hesap sormalar, havlamalar başlıyor. Bazen de pantolonumun paçasından tutup çekiştiriyor gitmeyeyim diye… Sırf bu yüzden gizli gizli giyinip hazırlandığım zamanlar oluyor! Fakat onunla zaman geçirmek harika bir şey. Yürüyüşlerimiz, çimlerin üzerinde arkadaş oynaşmaları, koşturmacalar…

Tam bir sevgi arsızı

Woody oldukça kıskanç bir köpek! Biriyle öpüşüp sarıldığımı ya da konuştuğumu görünce hemen patileriyle uzanıyor ve olaya dahil olmak istiyor. Özellikle oğlum Emre’yi öperken görünce hemen üstümüze atlıyor. Birazcık da inatçıyız. Mesela sokağa çıktığımızda, her zaman yürüdüğümüz sokaklarda yürümek ister, asla başka bir yöne gitmez ve götürmek istersem oturur ve dik dik bana bakar. Woody benim ikinci çocuğum gibi, ikinci kez anne olmanın güzelliğini onunla tattım. Woody hayatımda olduğundan beri daha bir enerjik kalkıyorum yataktan. O benim neşe kaynağım, huzurum. Ne kadar mutsuz, keyifsiz olursam olayım tüm sıkıntılarımı unutturuyor bana. Sizi, eve bir an önce dönün diye kapıda nöbet tutup heyecanla, sevgiyle, özlemle bekleyen biri var, düşünsenize ne güzel bir mutluluk… Benim için bir evlat Woody, ondan bahsederken de çocuk diye bahsediyorum ya da “Çocuk nasıl” diye sorduklarında “Hangisi? Emre mi? Woody mi?” diyorum, o kadar seviyorum ki içim içime sığmıyor. Sevgimi ifade edecek bir dolu anlamlı anlamsız sözcüklerle seviyorum onu; bazen pıtırcığım, prensim, bazen yakışıklım, yumbalağım, bazen köpüğüm, kar beyazım bazense süt kuzum, patişkam, düğme burnum…

Hayvanlar antidepresan gibidir. Sizi hayata bağlar, yaşamınıza anlam ve değer katan kalpleri iyilik dolu birer melek gibidir onlar.

Onların çocuktan farksız olduğunu unutmayalım

Çocuğumuzu bir yere giderken birine bırakabilme şansımız belki olabilir ama hemen her istediğimizde köpeğimizi birine bırakma gibi bir lüksümüz yok maalesef. Ailem İzmir ve Bodrum’da yaşamalarına rağmen şanslıyım, burada olmayacaksam onlar hemen Woody için İstanbul’a geliyorlar. Ya da yaz tatillerinde Woody onlarla daha çok kalıyor. Rahatça bırakabiliyorum annemlerde, o benden daha çok tatil yapmış oluyor böylece 😊 Kilosu fazla olmadığı için uçak içinde seyahat edebiliyoruz. Gittiğim çoğu yere Woody’i götürmek istiyorum, ama biliyorsunuz ki pek mümkün değil bu… Özellikle de köpeklerimizle rahatça oturup bir kahve içip, kitap okuyacağımız mekanlar olsa çok harika olurdu diye düşünüyorum. Bir de veteriner hizmetlerine değinmek istiyorum. Bazı hizmetler bütçeyi zorluyor ne yazık ki. Belediyelerin sokak hayvanları için sağladığı veteriner hizmetini de  eksik buluyorum…

Veteriner Hekim Yağmur Ağcaoğlu ve Melek Şahin

Sokak hayvanlarına bir şans verin

Türkiye’nin değişik bölgelerine elimden geldiğince mama ve bakım konusunda destek olmaya çalışıyorum. Yaz kış bir kap suyumu ve mamamı eksik etmiyorum. Arabamda da her  zaman sokak hayvanları için mama taşırım. Evde kalan hiçbir ekmek veya yemek atılmaz bende… Kedi ve köpeğin yiyemediği şeyler kuşlara ve balıklara verilir. Herkes en azından kendi imkanlarıyla bir kap su yemek artıklarıyla onları besleyerek sahip çıkabilir sokak hayvanlarına. Bu konudaki duyarlılığımız gittikçe fazlalaşıyor diye düşünüyorum biraz da olsa ama sosyal sorumluluk projeleri daha fazla olmalı ve bizler de destek olmalıyız. Keşke her okulda ve üniversitede bu pojelere yer verilse ne güzel olur. Ayrıca biz insanlar doğayı o kadar işgal ettik ki sokak hayvanlarına yaşanacak alan bırakmadık. Bırakmamaya da devam ediyoruz! Bu çok korkunç. Ayrıca hayvanlara karşı işlenmiş suçlar var ve hiç de caydırıcı olmayan komik para cezalarıyla insanlar bu suçlarından kurtuluyorlar, artık ciddi cezaların verileceği yeni yasa hemen oluşturulmalı ve biz de bunun için birlik olmalıyız…

Melek Şahin diyor ki!

Köpek sahiplenmek isteyenler öncelikle satın almayıp sokak ya da barınaktan sahiplensinler lütfen. Ve sahiplenmeden önce defalarca düşünsünler, özellikle özgürlüğüne çok düşkün insanlar… Eğer maddi manevi başa çıkabileceklerini düşünüyorlarsa sahiplensinler. Sonuçta bir can sahipleniyorsunuz, evlat sahibi olmaktan bir farkı yok. Sorumluluk ve fedakarlık gerektiriyor, onun ihtiyaçlarını karşılamayıp onunla ilgilenemeyecekseniz, sevginizden ve şefkatinizden mahrum bırakacaksanız ve onu sokağa terk edecekseniz lütfen sahiplenmeyin. Köpeğe travma yaratıp onun günahına girmeyin. Bu dünya hepimizin, yalnız kedi-köpekler değil tüm hayvanlar hayatımızın rengi… Hayatımızı daha keyifli hale getiren de bu canlarla bir arada yaşıyor olmamız değil mi zaten? Onların istedikleri tek şey sevgi… Lütfen hayvanların haklarına saygı gösterelim ve yaşam alanlarını güzelleştirmeye çalışalım. Çocuklarımıza da hayvanları sevmenin ve korumanın önemini mutlaka ve mutlaka öğretelim, anlatalım… Bu röportaj ve destekleriniz için kalbimdekipatiler.com ailesine teşekkür ederim, kalbine pati izi dokunmuş herkese de sevgilerimi yollarım ❤️

Daha fazla fotoğraf için sosyal medya hesaplarımızı takipte kalın ❤️

Fotoğraflar: Navit Seyddashti

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.