Başarılı oyunculuğu ile sadece dizi ve filmlerde değil, tiyatro sahnelerinde de ilgiyle izlenen isimler arasında yer alan Necmi Yapıcı, dört kedisi ve köpeğini Kalbimdeki Patiler okuyucularına anlattı. Ayrılsak da Beraberiz dizisinin Feridun’u olarak tanıdığımız ve şu anda Seksenler dizisinin Mesut karakterini canlandıran disiplinli, tez canlı, yemek yapmayı seven, lezzet düşkünü, İzmir aşığı Necmi Yapıcı ve patili dünyası…

Sevgilerini ayırt etmek mümkün değil- Necmi Yapıcı
“Çocuklarımıza hayvanları sevmeyi aşılamamız gerekiyor, hayvan sever bir insan olmalı çocuklar.”
Tüylü dostlarınızla tanışma hikayenizle başlayalım…

Önce Kıjım girdi hayatıma. Kıjım 12 yaşında bir Pug. Henüz iki aylıkken tanıştık onunla. Hayvanları çok sevmeme rağmen kedi sahiplenmeyi düşünmüyordum fakat yıllar sonra Kıjım 6-7 yaşlarındayken, gece yarısı üç-beş günlük 3 tane kedi buldum sokakta. Daha gözleri bile açılmamıştı, her taraflarını pire sarmış bir haldeydiler. Aldım eve getirdim. Eşim Nihan’la temizledik, veteriner kliniğine götürdük. Ertesi sabah kedilerden bir tanesi ölecek gibiydi ama biz şırıngalarla mama vererek, sıcak su torbalarıyla sararak onu yaşattık. Şimdi hepsi canavar gibi kızlar. Evde 4 kızımız var. Korsi, Çakıl ve Miniş. Ama en son bir yakışıklı katıldı aramıza; Wolfi… Karaoğlan da deriz kendisine. Onu da bir haftalıkken kargaların gagasından kurtarmış baldızım. Şimdi rahmetli oldu kendisi. Wolfi onun hatırası bize aynı zamanda. Evin benden sonraki erkeği o, siyah bir tüy yumağı…

Hepsinin yeri çok ayrı…

Kıjım evin tek prensesiydi, kediler gelince ilk başlarda şaşırdı, onlardan korktu ama sonra abla oldu onlara… Kıjım, dünyanın en güzel, en tatlı, en sorunsuz, en cana yakın hayvanı. Evde bize dokunmadan oturamaz, sürekli yanımızdadır. Kendini evin bir ferdi olarak görür. Aklı fikri yemektedir hele ödüle bayılır! İki ayrı ödül alabilmek için çişini ve kakasını ayrı zamanlarda yapar. Kurnazdır. Biraz ilgilenme, hemen trip atar. Gidip öpücüklere boğunca geçer tribi. Umarım rekor bir yaşa kadar yaşar.

12 yıldır onsuz zaman geçirmişliğim çok azdır. Şimdi gözleri görmüyor, kulakları çok az duyuyor ama o işlerini yine aynı şekilde halledebiliyor. Korsi, nam-ı diğer Sızan (çaktırmadan her yere sızmasıyla meşhurdur) çok saf bir kedidir. Bakışları, hareketleri saftır yani… Üstümüzde yaşar. Bumerang gibi atarsın, yine gelir. Normal kedilerden değildir kendisi; istediği zaman sevdiren, istemediğinde hayatta umursamayan. O her zaman sevgi delisidir. Köpek özellikleri gösterir 🙂 Zaten ben hepsini öyle alıştırdım, köpek sever gibi severim çünkü, ağzını burnunu sıka sıka…

Miniş nam-ı diğer Papağan… Papağan gibi hemen omuza çıkar. Kulaklarımızı, ağzımızı burnumuzu yalamaya bayılır. Çok da konuşkandır kendisi… Her sabah konuşarak karşılar bizi; “e nerede kaldınız?, özledik yahu, saat kaç oldu kardeşim?, biz de canız, acıktık ayrıca” gibilerinden söylenir. Diğerlerine göre daha bireysel takılmayı sever ama. Kediler içinde en uykucu o diyebiliriz.

Sevgilerini ayırt etmek mümkün değil- Necmi Yapıcı

Çakıl, Nam-ı diğer Sevdirgen. Hayatınızda görüp görebileceğiniz en psikopat sevdirici kedidir Çakıl. Sürekli sevilmek ister. Dürter sev diye… Hiç sıkılmadan saatlerce dürtebilme potansiyeli vardır mesela. Aynı zamanda evin en haşarı, en zarar ziyan kedisidir. Ölümlerden dönmüşlüğü vardır. Gelir göbeğine oturur ve yüzüne bir heykel gibi haraketsiz olarak bir saat bakabilir. En sevdiği yiyecek kuru mama ve konserve mamanın suyudur. Yalar yalar yalar, tanesini yemeden gider. Cinstir yani 🙂

Wolfi, nam-ı diğer Karaoğlan. Evin erkeği, özgürlüğüne çok düşkündür. İstediği zaman çıkar dolaşır geri gelir. Ne bulursa yer. Yaş mamaya bayılır. Avcıdır. Sürekli ağzında kuşla gelir eve. Bize armağan getiriyormuş tabii sonradan öğrendik. Bahçemiz kuş mezarlığına döndü onun yüzünden. Herkese yanaşmaz. İnsan seçer. Kucağımıza aldığımızda bir çocuk gibi sarılır. Bırakmaz kolay kolay. Canı istediğinde bizimle yatar. Onun yeri bambaşkadır evde bir ağırlığı vardır. Ee ne de olsa tek erkek 🙂

Sevgi olarak ayırt edemem ama kedi bakımı daha kolay!

Kedi bakımı bence daha kolay. Kediler kendilerine yetebilen hayvanlar. Mamasını, suyunu, kumunu koy, pencereni açık bırak (güvenli bir şekilde) bir hafta eve gelme hiç sorun olmaz… Ama köpek öyle değil, daha çok sorumluluk sahibi olmak gerek… Sabah akşam dışarı çıkarmak zorundasın, ilgilenmek, sürekli ilgi alaka göstermek zorundasın. Evde yarım günden fazla yalnız bırakamazsın. Kedi kendini temizler, hiç kokmaz, tüyler her zaman pırıl pırıldır. Ama köpekleri yıkamak lazım, çiş kaka yaptıktan sonra silmek temizlemek lazım… Ama biz şanslıyız ki Pug bakımı aslında o kadar da problemli değil. Kıjım’ın gözlerinin çapaklanması, ara sıra kulak akıntısı olması dışında öyle çok büyük sorunlar yaşamadık. Boyun altındaki tüysüz bölgede kuruma olunca krem sürünce pamuk gibi oluyor. Tüyleri zaman zaman dökülür, kuaföre gidip sıfır numara kestirince aylarca öyle bir sorun da olmaz. Havlama sorunu zaten yoktur. Kimseyi rahatsız etmez. Ev içinde dolaşması onun spor yapmasına yeter. Herkese bir Pug sahiplenmesini tavsiye ederim.

Hayvan sahibi olmayan anlayamaz bu duyguları 

Hayvanların verdiği karşılıksız sevgiyi, enerjiyi kimse veremez kolay kolay. Onlar tedavi ediciler, insanın ruhuna dahi çok iyi geliyorlar. Mutlu ediyorlar. Hayvan sahibi olmak bambaşka ve bunu hayvan sahibi olmayanlar anlayamaz. Hayvan bakmak çocuk sahibi olmak demek. Eğer onları çocuklarınız gibi görürseniz, ne maması, ne aşısı, ne tedavi masrafları sizi rahatsız eder. 4 kedi bir köpeğimiz olmasına rağmen biz bir tane daha köpek sahiplenmeyi düşünüyoruz. Evet, bakımları biraz zor, masrafları oluyor ama değer… Sokakta terk edilmiş o kadar çok güzel çocuk var ki bir tane daha sahiplensek hiçbir şey olmaz diye düşünüyorum. Ama her şeyin zamanı var… İlerleyen zamanlarda evimizde altıncı çocuğa neden yer olmasın?

Sokak hayvanları demişken…

Sokak hayvanları için çok üzülüyorum. İçim parçalanıyor… Onlar terk edilmiş çocuklar gibi. Elimden geldiği kadar biz de eşimle birlikte onlarla ilgilenmeye çalışıyoruz. Konuşuyoruz seviyoruz, mama alıyoruz ama nereye kadar… İnsanlarımızın bilinçlenmesi gerek bu konuda. Eşya gibi alıp, bakmak zor gelince sokağa atıyorlar ya da ormanlık alanlara bırakıyorlar… Hayvanlar sevgiye muhtaçlar. Onlar hediyelik eşya değil, CAN… Senin gibi, benim gibi, çocuğun gibi… O yüzden atamazsın. Sıkıldım deyip bırakamazsın, vazgeçemezsin… Bunu öğretmek, anlatmak gerek insanlara. Anneler babalar çocukları istedi diye bir hayvan alırken üç beş defa düşünsünler; hatta haftalarca, aylarca ölçüp biçip tartsınlar. Çocukları vazgeçince bakmaya devam edecekler mi? Bakabilirler mi? Çünkü bir çocukları daha olacak o hayvanı aldıklarında… Daha çok onlar ilgilenecekler…

Sevgilerini ayırt etmek mümkün değil- Necmi Yapıcı
Yapıcı: Herkes eşime tapıyor. Nasıl bir aurası varsa artık bütün hayvanlar çevresinde pervane, tıpkı benim gibi.
Hayvanları daha çok seven hekimler çoğalmalı

Veteriner hizmetleri daha çok para kazanmaya odaklanmış durumda bence. Tam bir sektör olmuş… Mantıksız fiyatlar almış başını gitmiş. Bazı veteriner hekimler nasıl bu mesleği yapıyor, anlamak mümkün değil… Yanlış teşhisler, yanlış tedaviler… İyi hekimleri ayırarak konuşuyorum ama bazı hekimler cidden mesleği bırakmalı… Mesela benim Kıjım hamileydi, veteriner hekim iğne yaptı hamile olduğunu unutup ve bebekleri düştü, kendi de kan kaybından ölüyordu zor kurtardık…

Nasılsa hayvan” deyip kimse önemsemiyor, insanların bile önemsenmediği bu ülkede bunu beklemek de saçmalık tabi 🙂 Devlet hastaneleri gibi ücretsiz ya da çok ucuza tedavi eden hayvan hastahaneleri olmalı… Buna çok zengin olan hayvansever işadamları da destek olabilir… Sadece onlara bir can olarak yaklaşacak, yaşama hakkını insanınki kadar kutsal görecek veteriner hekimlere daha çok ihtiyaç var. Son olarak şunu da söylemek istiyorum. Sosyal sorumluk projelerinin hepsini canı gönülden destekliyorum. Bu projeler sürekli hale getirilmeli… Tanınmış insanlar daha çok destek vermeli ayrıca filmlerde, dizilerde seyirciyi bu konuda bilinçlendirecek konular da işlenmeli. Sonuçta dünyamızı onlarla paylaşıyoruz.

 

Fotoğraflar: Navit Seyddashti

 

 

 

 

 

 

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.