Yaptığı yüz maskeleriyle mi, yemek tarifleriyle mi başlasam bilemiyorum. Sosyal medyada birçok kitleye ulaşan ve doğallığıyla insanların kalbini çalan bir kadın Nilgün Bodur. Herkesin damak tadına uygun olsun, herkes beğensin diye tarifler yapmadığı, yaptığı tarifleri herkes denesin diye sunduğu için sanırım bu kadar seviliyor. Saçı tepesinde, makyajsız bir halde, yüzünde renk renk maskelerle fotoğraflar paylaşabildiği için, doğallığını sosyal medyaya yansıtabildiği, olduğundan şaşmadığı, başka biri olmaya çalışmadığı için seviliyor. Kalbini açarken, yaralarını da gösterebildiği için el üstünde tutuluyor. Koca kalbine merhamet sığdırabildiği için dostluğundan vazgeçilmiyor.

Ben Nilgün Bodur’u sosyal medyadaki maske videoları ile tanıdım. Güzel sunumlarla sofralara renk katan yemek tariflerini görünce takip etmeye devam ettim. Uzun uzun paylaşımlar yaptığı postlarında onu anlamaya çalıştım. Bayram günlerine duyduğu özlemi, çocukluğundaki anıları okudukça samimiyetini daha iyi anladım. Sanki yıllardır tanıdığım biriymiş gibi oldu. Sosyal medyanın gerçekliğiyle sevebileceğiniz, tanıyabileceğiniz nadir insanlar arasında olduğuna inandım. Ve bu yüzden bu kadar sevilen birinin kalbine pati izi bırakan tüylü dostu Chia’yı Kalbimdeki Patiler okuyucularıyla tanıştırmak istedim. Koşmaya mecali olmayan, sahibine aşkla bağlanan yakışıklı bir köpek Chia. Terk edilme duygusunu bir kez yaşamış, çok geçmeden ömürlük yuvasına kavuşmuş şanslılardan. Gelin Chia ve hikayesini Nilgün Bodur’dan dinleyelim…

Hiç düşünmediğim anda hayatımın merkezi oldu

Chia ile çok değişik bir şekilde tanıştık. Bir arkadaşımın evinde üç köpeği vardı ve daha da alabilecek kadar hayvan seviyordu. Ben ise o dönem çok yoğun çalıştığım için hayvan sahiplenmeyi düşünmüyordum. Kurumsal hayatta çalışırken, çalışma saatlerim esnek olmasına rağmen değişken iken çok sevdiğim halde bir köpek sahiplenmeyi düşünmüyordum. Ama işler düşündüğünüz gibi ilerlemiyor her zaman. Gonca Vuslateri’nin paylaştığı bir fotoğraf ile bu düşüncemden eser kalmadı. Işkın Moğol Alçı’nın kurtardığı istif evi çocuklarına yuva arayan Gonca Vuslateri’nin hesabının altında köpek sahiplenmek isteyen arkadaşımı etiketlerken Chia’yı sahiplendim. Başta söylediğim gibi bir köpek sahiplenmeyi, çok sevmeme rağmen düşünmüyorum. Ama Gonca’nın “Sokakta kalmamaları onlar için yeterli. Evde seninle geçireceği kısa ama kaliteli zamanlar sokakta kalmasından çok çok daha iyi” demesiyle kuçuların yanında buldum kendimi. 25 Cocker, 1 Golden Retriever… Beylikdüzü’nde bir veteriner kliniğinde sahiplenmek için yuva bekliyorlardı. Çaresizce… Ben hem en gençlerine hem de en miniklerine göz gezdirirken Chia ayağıma geldi. Kimseye gitmediği, herkesle kaynaşmadığı halde beni seçmişti. Yanıma gelmişti. Aralarındaki kuyruksuz tek köpeğe o anda aşık olmuştum. Çok etkilendim, onun özel olduğunu gördüm ve sahiplendim… Aslında başında geçici yuva olmak gibi bir düşüncem vardı ama o düşünce de Chia’ya bağlanınca yok oldu.

Karşılıksız sizi seven bir canlı…

Bir köpeğiniz varsa, hele ki yalnız yaşıyorsanız inanılmaz değerli bir arkadaşınız var demektir… Chia benim için çok değerli. Evde çok büyük bir nefes. Çöp atmaya gitsem, hacıdan akrabası gelmiş gibi seviniyor. Çok hareketli bir köpek değil ama eve gelişlerimde bir metre yukarıya zıplayabiliyor. Evlatlar bile zaman zaman nankör olabiliyor ama hayvanlar öyle değil, nankörlük asla yapmıyorlar. Allah kimseyi hayvanından ayırmasın. Kısa ömürlüler ama çok güzel ömürlüler. Ömrünüze ömür katıyorlar. Benim evladım yok, o duyguyu bilmiyorum ama Chia’nın evlattan farkı yok. Eminim sevgisi de evlat sevgisi gibidir. Karşılıksız sevginin tarifi hayvanlar. Hatta bütün sevgileri onlarınkiyle kıyaslamaya başlıyorsunuz bir zamandan sonra ve hep hayvanlarınki önde geliyor.

Chia
Üç kelimeyle Chia: “Miskin, aç, aşk”
Tabii küçük cins değilse, köpekle yaşamın zorlukları da oluyor.

Günde iki kere dışarı çıkarmanız gerekebiliyor. Eğer yoğun bir hayatınız varsa, bazı gereklilikler sizi zorlayabilir ama inanın bu bile sizi disipline ediyor. Önemli olan olaya bakış açınız. Bir yere gideceğim zaman Chia’nın suyu var mı, yemeğini yedi mi, n’apıyor, mutlu mu diye düşünüyorum. Artık iki kişilik bir hayat yaşıyorum. Kendimi düşündüğüm kadar onu da düşünüyorum. Bazen iş seyahatlerim yüzünden onu bırakmak zorunda kalıyorum. İşte o zaman aklım kalıyor, evlat gibi… Ne kadar iyi bakıldığını bilsem de ayrılık üzüyor. Chia travmatik bir köpek. Çok duygusal. O yüzden mümkün oldukça bu seyahatleri kısa tutmaya çalışıyorum. Zaman zaman köpek oteline bırakıyorum ama terk edilmiş duygusu yaşatmamak için ablam ya da annemden bizim evde Chia’ya bakmalarını rica ediyorum. Böylece Chia evinde, huzurlu hissediyor. Yokluğum elbet onu üzüyor ama başka yerde kalmadığı, düzeni bozulmadığı için durumu daha kolay kabulleniyor. Özetleyecek olursak, hayvanlar sarılabileceğiniz en güzel varlıklar… Huzur kaynağılar.

Nilgün Bodur ve Yağmur Ağcaoğlu
Nilgün Bodur: Bir köpek insana sorumluluk veriyor. Özellikle çocuklu aileler köpek sahiplenmeli, aşıları, beslenmeleri, tuvaletleri derken çocukları disipline ediyor, sorumluluk sahibi olmalarına yardımcı oluyor.
İnsandan farkları yok

İnsanların hayvanlara bakış açısı ne yazık ki çok üzücü. Genelleme yapmak doğru değil fakat çoğunlukla korkuları ve tiksinmeleri göze çarpıyor. Kendi binamda da bu sorunları yaşıyorum. Korkularını sevmiyorum. Küçük ve tatlı bir köpekten korkularını anlamıyorum. Bence tedavi görmeleri lazım. Sokaklarımız köpek dolu. Korkmamaları gerekiyor, belki yaşadıkları bir travma yüzünden böyleler. Bazen çok üzülüyorum. Tam çocukları köpek sevecekler “aman elleme, uzak dur” falan diyorlar. Köpek de kedi de pis değildir. Yolda çimende yürüyen köpeğim için komşum “çocuklarımız oynuyor o çimende, burada yürütme köpeğini” diyorlar. Asansöre binince tiksinen gözlerle, ‘Hayvan o pistir’ imalarıyla bakıyorlar. Çok rahatsız oluyorum, bu duyguyu anlayamıyorum. O insanların iyi ve mutlu insanlar olduğunu da düşünmüyorum. Bence köpeklerin, kedilerin insandan farkı yok. Bunun dışında bir konu daha var ki konuşurken bile üzülüyorum. Sokakta yaşam savaşı veren canlılar için belediyeler daha duyarlı olmalı. Bizim gibi insanların sosyal medyadaki gücünü kullanıp keşke daha farklı çalışmalara imza atabilsek. Eminim bir şeyler yapılıyor ama yetmiyor ne yazık ki. Barınaklar yetersiz, bakımsız. Nankörlük etmek istemiyorum ama yapılabilecek çok şey var. Bizim gibi, sosyal medyası güçlü insanlarla işbirliği yapmalılar.

Nilgün Bodur diyor ki!

İlk defa köpek sahipleneceklerse şahsi önerim bebek köpek almamaları. Bebek köpek, bebek gibi ciddi anlamda ilgi ve zaman istiyor. Günde 4-5 kez mama yemesi gerekiyor, çiş pedlerine tuvaletini yapıyor, daha farklı ilgi istiyor. Aşıları bitene kadar dışarı çıkamıyor, diğer köpeklerle iletişimde olması riskli olabiliyor. İnsanlar çok şirin buluyorlar bebek köpekleri ama alıyorlar ve bu zorluklarla baş edemiyorlar, bakamıyorlar.

Öncelikli olarak köpek sahiplenmek isteyenlere yani köpeği olmasını isteyenlere satın almayın sahiplenin diyorum. Sonrasında şahsi önerim, ya tuvalet eğitimi olan bir köpek ya da eğitime açık bir köpek sahiplenmeleri. Chia’yı sahiplendiğimde tuvalet eğitimi yoktu ama iki günde öğrendi ve bir daha eve asla yapmadı. Bu, evinizi paylaştığınız canlıyla hayatınızı kolaylaştıracak bir konu. Bebek köpeklerde bu öğrenme süreci sahiplenen kişiler için zorluk çıkarabiliyor ve bu yüzden köpeklerin sonu barınaklar ya da sokaklar oluyor. İnsanlar uğraşmak istemiyor, sıkılıyor, yoruluyor, sabırsız davranıyor. Bu yüzden bebek köpeklerle yaklaşık 6 ay bebek gibi ilgilenemeyeceklerse, çok şirin gözükseler de sahiplenmesinler.

 

Daha fazla fotoğraf ve video için takipte kalın: Kalbimdeki Patiler

Fotoğraf ve video: Mirla Photography 

 

 

 

 

 

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.