Müziğe olan tutkusunun peşinden İstanbul’a gelen ve eczacı olmasına rağmen kalbindeki işin izinden giden Semra San ile hem müzik dünyasını hem de köpeğine olan aşkını konuştuk. Almanya’da doğup büyüyen genç sanatçının kısa sürede müzik camiasında kazandığı başarıların yanı sıra, oyunculuk kariyerine attığı adımı ve bu yolda hayranlarını neler beklediğini sorduk. Gelin, Semra San’ın patili dünyasına kısaca göz atalım…

Hayvanlara olan sevginizle başlayalım

Çocukluğumdan beri bir köpeğim olsun isterdim. Onunla aynı hayatı paylaşmak, birlikte zaman geçirmek için uğraşırdım. Fakat her ne kadar Almanya hayvansever bir ülke olsa da bizim o zamanki koşullarımız apartmanda köpek bakmamız için uygun değildi. Birlikte yaşamasak da birçok kedi köpekle hep içli dışlıydım. Onlara olan tutkum çok başkaydı. Bu yüzden bakamayacağım ya da evde hapis hayatı yaşatacağım bir tüylü dostum olsun istemiyordum. Hayalim olan müzik için İstanbul’a geldiğimde hem iş tempom hem de evim bir köpek sahiplenmek için uygun oldu. Spor yapmayı ve araba kullanmayı çok sevdiğim için sürekli dışardaydım fakat bana uygun bir köpek ile hayatımda hiçbir şey değişmedi. Başlarda çok düşündüm fakat bir köpekle yaşamanın insan ruhuna çok iyi geleceğine inandığım için Cani’yi ailemize katmak için daha fazla beklemek istemedim. Onunla tanıştığımızda da sanki yıllardır birlikte yaşıyormuşuz gibi bir bağ oluştu aramızda. Sanki o benim yıllardır kaybettiğim köpeğimdi. Henüz birbirimizi tanıma aşımasındayız. Ben neleri seviyorum, o neleri sever zamanla daha iyi öğreneceğiz ama şimdiden çok iyi arkadaş olduğumuzu söyleyebilirim.

Tüm canlılara sahip çıkalım, hepsi bizim gibi can taşıyorlar. Hepsinin bizlere ihtiyacı var. Görmezden gelmeyelim, daha duyarlı olalım.
Hayvan sahibi olmak bambaşka bir duyguymuş!

Uzun yıllar hayvan sevgisi ile beslenmek, onları bir canlı gibi benimsemek Cani’yi ailemize dahil etmemizde en büyük etken. Hayvanlar insan gibiler, çocuk gibiler. Başlarına bir şey geldiğinde çok üzülüyorsunuz, kelimelerle anlatamayacağınız duygular kaplıyor içinizi. Onlarla yaşamak, birlikte uyumak, birlikte uyanmak gerçekten başka bir duyguymuş. Cani sürekli ilgi bekleyen bir köpek ve bu halini çok seviyorum. Çok samimi… Gerçek sevginin ne demek olduğunu çok daha iyi anlıyorum. Eve geldiğimde çocuk gibi etrafımda pervane olması, moralim bozuk olunca anlayarak üzülmesi, durgun suskun bir şekilde moral vermeye çalışması… Tarifsiz… Ben de elimden geldiğince tüm zamanımı onunla geçirmeye çalışıyorum. Boş zamanlarımda birlikte koşuyor, oynuyor, geziyoruz. İş programımı düzenlerken de bir çocuğum olduğunu göz önünde bulundurmaya çalışıyorum.

İş demişken… Kördüğüm dizisi ile televizyon dünyasına da adım atmış oldunuz. Neler söylemek istersiniz?
Kördüğüm dizisi ilk deneyimim, ilk dizimdi. Aslında müzik için İstanbul’a dönmüştüm ama gelen teklifi değerlendirmek ve büyük oyuncularla aynı dizinin parçası olmak çok iyi bir fırsattı. Benim için çok güzel bir tecrübe oldu. Şu anda da görüştüğüm bir iki proje var. En kısa sürede sonuçlanacak. Fakat ne olursa olsun müzik her zaman hayatımda olacak…

 

 

 

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.