Hayatının birçok döneminde patili dostlara yuva olmuş, onlarla yaşamış, sokakta bulduklarını sahiplendirmiş, yaralı kuşları evine almış, koca yürekli oyuncu Simge Selçuk’un henüz daha yeni doğmuşken terk edilen yavruları sahiplenme hikayesi yüreklerinize dokunacak!

Hayvanlara olan sevginizle başlayalım…

Hayvanlar çok masum canlılar. Kedi, köpek, kuş… Benim için hiç farketmiyor. Biz insanların yardımına, sevgisine her zaman ihtiyaç duyduklarına inanıyorum. Onları sevmemek, onlara kalbini kaptırmamak mümkün değil. Hayvan sevgisi çok başka bir sevgi. Derinlerde, içinize işleyen bir duygu. Tarifsiz. Bu sevgiye sahip olmak çok değerli. Ailem sayesinde kazandığım bu duyguları anlatmak çok zor. Biz ailecek hayvanları çok seviyoruz. Evde beslediklerimiz ayrı, sokakta beslediklerimiz, sahiplendirdiklerimiz ayrı…

O zaman bu ufaklıklar ilk kedileriniz değil, onlarla nasıl tanıştınız?

Evet, hayatımızın birçok döneminde kedimiz köpeğimiz kuşumuz oldu. Kimisi misafirdi, kimisi ev arkadaşımız, dostumuz. Bu ufaklıklardan önce de bir kedim vardı zaten. Şu an 7 yaşında, güzeller güzeli bir Ankara Kedisi. İsmi Kızım. Eve gelenleri pek sevmez, diğer hayvanlarla anlaşamaz, sadece o olsun, o sevilsin ister ve diğer kedilere karşı oldukça agresiftir. Bu yüzden bu yavrucaklarla beraber olmayı kabullenmedi ve ablama aşık olduğu için şu an ablamla beraber yaşıyor.

Bu ufaklıklarla da ablamdayken tanıştık. Bir gün ablamda iken sokaktan bir ağlama sesi duyduk. Ciyak ciyak… Hiç susmuyorlar. Bekledik, annelerini arayan kedilerdir diye düşündük ve bekledik. Zaman geçtikçe ağlamalar arttı, merakımız da. Gittik baktık ki ne görelim. Çöp kutusunun kenarına atılmış 4 yavru kedi. Minicik, daha yeni doğmuşlar. İçine atıldıkları kutu devrilmiş, yavrular yerde sürünüyor. Anne ortada yok! Başlarında çok bekledik ki anneleri gelirse hemen yardımcı olalım diye ama zamanla yarışıyorduk. Bebekleri bir an önce ısıtmamız, doyurmamız gerekiyordu, daha göbek kordonları bile sarkan 2 günlük yavrucaklardı ve çelik gibi buz kesmişlerdi. Hemen aldık hepsini eve götürdük. Bir görseniz, dört yavru birden nasıl da çaresizler. Nasıl ağlıyor, anne arıyorlar, içiniz kanar… Ölmelerine izin veremezdik, 2 saatte bir değiştirdiğim sıcak su torbasına ve şırıngayla beslemeye çalışmama rağmen bir tanesi, boynundaki beyazlıktan dolayı Papyon ismini koyduğum minik yavru iki güne kalmadan öldü. Mahvoldum. Mücadele edemedi. Diğer yavrular daha dirençli çıktı. Süt tozu sayesinde biraz toparladılar. Onları beslerken aramızda farklı bir bağ oluştu. Göremediğimiz gizemli bir bağ! Özetleyecek olursak o ciyaklama sesleri sayesinde tanıştık bu miniklerle diyebilirim.

Peki zor olmadı mı bu kadar minik kedilerin hayata tutunmasını sağlamak? Üç kediyle birden ilgilenmek nasıl bir duygu? 

Neler yaşadığımızı anlatmak o kadar zor ki. Onlar hayata tutunsun diye yapmadığımız kalmadı. Düşünsenize yeni doğmuş, avuç içi kadar 4 yavru. Bir tanesini kaybediyorsunuz zaten içinizde bir parça kopuyor. Diğer üç kedi için savaşırken birden hastalanıyorlar, yine darbe yiyorsunuz. Yetemediğinizi düşünüyorsunuz. Süt tozları ile onları doyurmak mümkün olmadı. Kabız oldular, hastalandılar. Çok zorlu bir dönemdi. Anne sütü alamadıkları için onlar da yoruldu, zaten hayata yenik başladılar… Fındık, Prenses ve Kara Şovalye ile aynı anda yaşam savaşı verdim. Onlarla uyudum, onlarla uyandım. Onları iki saatte bir doyurmak için kendimi unuttuğum zamanlar oldu. Yeter ki toparlasınlar istiyordum.

Fakat Fındık hastalandı… İşte o zaman zorlu savaş başladı. Zorla karnını sevdiriyor, masaj yaptırıyordu ki elime bir kitle geldi. Hemen kliniğe gittik. Ben onların karnını doyurmak, onları annesiz bir şekilde büyütebilmek zor zannederken Fındık ölümden döndü. Böbrekleri büyümüştü. Şimdi anlatmak kolay gibi duruyor ama o anları yaşarken ağlamak, ona üzülmek çok çok zor zamanlardı, anlatırken bile boğazım düğümleniyor, gözlerim yaşarıyor. Ona her gün yalvardım, ağzı açık bir şekilde nefes alamazken benim de kalbim durdu. Nefesim kesildi, her gün onunla öldüm öldüm dirildim. Minicik bir kediyi hayata döndürmek için dualar ettim, elimden geleni yaptım. Ki şanslıydık veteriner hekimimiz Özkan Bey çok inançlıydı. Bilgi ve tecrübesiyle Fındık için yapılabilecek her şeyi yaptı.  Ve bir mucize gibi hiçbir sorun kalmadı.

Ben bunlara zor zamanlar derken, üç kedinin karnını doyurmak zor derken Fındık hastalandı evet ama bu süreçte Prenses de yemek yememeye başladı. Halsizleşti. O kadar üzüldüm ki, o zamanları anlattıkça hala içim acıyor. Günlerimiz kliniklerde geçti. Aynı süreçte bir başka kliniğe, kuyruğuna asit dökülen, zulme uğramış bir kedi getirilmiş… Veteriner hekim bir bakmış ki kedi hamile ve yavruları karnında ölmüş, ameliyattan sonra kedi hem bedenen hem psikolojik acı içinde. Kliniğe yine harika bir hayvansever olan Belma hanım süt emmeye muhtaç bir yavru getiriyor ve anne kedi onu hemen benimseyip emzirmeye başlıyor. Daha sonra başka muhtaç yavrular da emsin diye sanal ortamda bir ilan açıyor. Ben o ilan üzerine hemen anne kediyi ve diğer yavruyu eve getirdim. Bu benim yavrucaklar için harika bir şanstı çünkü süt anne bulmak hiç kolay değil. Bu yüzden o hayvansever Belma Hanıma müteşekkirim. Süt annemiz o kadar iyi bir anne kediydi ki, tüm yavruları kendi yavruları gibi besledi. Yaladı temizledi, uyuttu, sıcak tuttu.

Hepsine iyi bakmak, onları sıcak tutmak, güvende tutmak tek amacımdı. Hekimleri zaten tedavileri için her şeyi yapıyordu ben de onları mutlu etmekten başka bir şey yapamazdım. Onlara bavuldan ev hazırladım, sanki kendi çocuklarımmış gibi bir düzen kurdum. Derken onlar evin sahibi oldu 🙂

Anne kedi dikişlerini açan bu yavruları emzirmeyi bırakınca, sokaktan gelen tek yavru ile başka bir yuvaya gitti. Şu anda ikisi de sahiplenildi. Yeni evinin prensesi oldu o yavruyla. Sürekli takibini yapıyorum, çok mutlular.

Bizim üç afacandan Kara Şovalye’mi de sahiplendirdim, başka bir yuvaya gitti. Şu anda ismi Gece ve çok sevgi dolu bakılıyor. Benim Prenses’in biricik aşkıydı, Prenses o gittikten sonra biraz depresyon yaşadı ama şimdi iyi 🙂 Biz de Prenses ve Fındık’la kaldık baş başa! Onları kurtarayım derken ev arkadaşı olduk. Evimin neşesi oldular. Hayatımın en değerlileri arasındalar! Onlar adeta benim yavrularım.

Eve ve birbirlerine uyum sağlayabildiler mi?

Hem de nasıl! Ev, sanki yıllardır yaşadıkları bir yermiş gibi davranıyorlar. Aklınıza gelen ne varsa yerde görebilirsiniz. Evi çok güzel dağıtırlar, bir oyun oynarlar ki sanki eve hırsız girmiş! Eşyaları kırarak oynamaktan zevk alıyorlar diyeceğim neredeyse 🙂 Başlarına bir kaza gelmesin diye birçok kırılacak cam türü eşyayı kaldırdım yada sabitledim. İkisi de afacan ama Prenses çok nazlı, çok narin. Gözleri açıldığı günden beri sürüm sürüm yattığı yerden cilveli cilveli bakardı. Cilveli, uysal ve çok sakin. Fındık ise tam bir hiperaktif, çok yaramaz. Prenses’e yaramazlığı öğreten de o! 🙂 Ama birbirlerine deli gibi bağlılar, ben böyle bir kardeşlik görmedim. Sahiplendirdiğim diğer kardeşleri Gece varken de birbirleriyle koyun koyuna yatarlar, birbirlerini yalar temizlerlerdi.

Peki başka bir kedi daha sahiplenmeyi düşünüyor musunuz?

Ne yazık ki şimdilik düşünmüyorum. Diğer kedimi bu ufaklıklarla anlaşamadığı için ablama vermek zorunda kaldım. Onun da geri gelesi hiç olmadı. Ablamla komşu olduğumuz için farklı evde farklı kedi bakıyorum. Bu evde bunlara bakıyorum 🙂 Başka bir kedi daha sahiplenmeyi şimdilik düşünmüyorum ama bahçeli bir evim olursa, ev biraz da büyük olursa bir kedi ve köpek daha sahiplenebilirim.

Simge Selçuk diyor ki!

Ankara Kedisi’ni annelik duygusunu tatsın diye çiftleştirmiştik. Altı yavrusu olunca çok şükür hepsini güzel ve temiz kalpli ailelere sahiplendirdik. Hepsiyle görüşüyoruz, kedilerin fotoğraflarını istiyoruz takibini yapıyoruz. Sadece onların değil, sokakta bulduğum ve sahiplendirdiğim köpeklerin de takibini yapıyorum. Sahiplenen kişilerle hep iletişimde kalıyorum. Hayvan sahibi olmak çok güzel bir duygu, şüphesiz, ama onlar için elinizden gelenin en iyisini yapmanız şart. Bir kedim olsun, bir köpeğim olsun demekle bitmiyor. Ben bunu, o yavruları ve köpekleri sahiplendirirken daha iyi anladım. Hayvanları satmak için sahiplenmek isteyenler mi dersiniz, ırk diye alıp çoğaltmak isteyenler mi dersiniz…  İnsanlar sadece ırk, cins diye canlıyı satın alıyor. Sokaklarda bu kadar can varken, cins kedi ya da köpek seçmelerine üzülüyorum. O yüzden özetlemek istiyorum; lütfen satın almayın sahiplenin. Cinsmiş, ırkmış bakmayın. Ormanlarda, sokaklarda o kadar çok ırk var ki illa küçük bir dost istiyorsanız ormana, sokağa, barınaklara bakın. Sahiplendiklerinizi bırakmayın, sahiplendirdiklerinizi de…

 

Röportaj: Yağmur Ağcaoğlu

Fotoğraflar: Mirla Photography

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.