Kimisi yaşlı, kimisi hasta olduğu için; kimisi de ırk olmadığı için terk edilen birçok hayvanının yaşam savaşı verdiği, sahiplenilmeyi beklediği barınakların ne halde olduğunu bilmeyen yoktur. Her gün yeni bir canlının acımasızca terk edildiği, diğer canlıların bazen hastalıklarla, bazen yaşlılıkla bazense açlıkla savaş verdiği barınaklarda gönüllü hayvanseverlerin desteği düşünüldüğünden çok daha önemlidir. Hele ki; evini, kalbini bir kediyle ya da köpekle paylaşmak isteyen bu hayvanseverler arasında, tanınan ve çok sevilen ünlüler varsa! Hayvanlar için elimizden gelenin hep daha fazlasını yapmaya çalıştığımız, birlik olarak daha güzel günler yaşamaları için çabaladığımız şu günlerde özellikle hayvanları satın almayan, yardıma muhtaç canları sahiplenen ünlüler arasında yer alan Şükran Ovalı gibi…

Yaşamak için en büyük motivasyonum hayvanlar- Şükran Ovalı
Hayvanlar ruhunuza iyi geliyor

Genç yaşta büyük işlere imza atan başarılı bir oyuncu; Şükran Ovalı. Kısa süre içinde parlama yapan oyunculuğu, içtenliği, güzelliği ve samimiyeti ile birçok kişinin kalbini çalan Şükran Ovalı; aileden gelen hayvan sevgisi vicdanında büyük yer edinmiş ve kalbine pati izi değmiş bir hayvansever de ayrıca. Sokakta bulduğu iki kedinin hayatını nasıl değiştirdiğini, barınaktan sahiplendiği köpeğinin kalbine nasıl dokunduğunu ve hayvanların onun için ne ifade ettiğini kalbimdekipatiler.com sitesi için ilk defa anlatan güzel oyuncunun “Hayvanlar meditasyon gibi, ruhunuzu iyileştiriyorlar” cümlesiyle sohbetimize başlıyoruz:

Kedi, kuş, köpek… Hiç fark etmez. Hayvanlar meditasyon gibi. İnsana çok iyi geliyorlar. Ruhunuzu iyileştiriyorlar. Bir kediyle yaşamanın, bir köpekle büyümenin insan psikolojisine nasıl iyi geldiği tartışmasız… Ben aslında 3 çocuk sahibiyim. 2 sokak kedim ve barınaktan sahiplendiğim bir köpeğim var. Onlarla yaşam tarif edilemez. Harika bir enerjileri var. Kedilerin ayrı, köpeğimin ayrı bir hayat ışığı var. Bir hayvana yuva olmayanların ne demek istediğimi tam olarak anlayacağını düşünmüyorum. Kucağında bir kediyle uyumamış, yüzünü yalayan bir köpekle uyanmamış, kalbini bir patiye açmamış insanların bu duyguları tam olarak anlayacağını düşünmüyorum. Hayvanlar çok özel canlılar. Her birinin ayrı bir karakteri var. Özellikle sokaklardakilerin… Çok başkalar, bu yüzden iyi ki iki tane sokak kedisinin annesi olmuşum diyorum!

Onlar beni seçti

Aslına bakarsanız iki kedimi de ben seçmedim. Onlar beni seçti. Siyah kedim Puta, Çukurcuma’da yürürken denk geldiğim bir kedi. Onunla tanışma hikayemiz çok üzücü. Puta’yı bulduğumda minicik, simsiyah bir şeydi. Çocuklardan ve hayvanlardan eziyet görmüş. Her yerinde kan vardı. Hemen tedavi ettirmek için kliniğe götürdüm ve inanır mısınız sanki benim kedimmiş de sokağa kaçıp, eziyet görmüş gibiydi. O an kurduğumuz bağ çok farklı oldu. Onun çaresizliği, küçücük suratının kanlar içinde kalışı beni derinden etkiledi. Şimdi 7 yaşında harika bir kedi oldu. Simsiyah bir kedinin ne kadar güzel olacağının simgesi Puta. Bir kere bile tırmık atmamış, yaramazlık yapmamış bir sokak kedisinden bahsediyorum. Her gün birlikte olduğumuz için teşekkür edercesine seven, sevilmeyi isteyen bir kedi…

Pişi de kardeşi Puta gibi beni seçen bir kedi. Onunla hikayemiz kara kızım kadar üzücü değil. Abbasağa Parkı’nda, çaresiz kalmış bir şekilde karşıma çıkan, beyaz, dünyalar güzel bir kedi kendisi. Onu da bulduğumda minicikti. Tek kalmış, ne yapacağını bilmez bir haldeydi. Hayvansever bir çevre olmasına rağmen onu orada bırakmaya gönlüm el vermedi ve Puta’nın bir kardeş ile çok daha mutlu olacağını düşünerek onu da sahiplendim.

Mila; yaramaz, kıpır kıpır ve inatçı bir köpek!

Dediğim gibi hayvanlar çok özel canlılar. Mutlaka sizi gelip buluyorlar ve hayatınıza giriyorlar. Belki biz onları seçtiğimizi sanıyoruz ama aslında onlar bizi seçiyor. Aynı Mila gibi! Mila benim için çok özel bir köpek. Onunla bir barınakta karşılaştık. Dizi çekimlerinden sonra set arkadaşlarımızla barınak ziyaretine gitmiştik. Aslında amacımız oradaki hayvanları ziyaret etmek, sevmek ve onlara yardım etmekti. Fakat barınağa girdiğimizde bir tek köpek havlıyor ve ortalığı ayağa kaldırıyordu. Tek yavru olarak cazgırlığını ortaya koymuştu. Onu gördüğüm an aşık oldum. Belki yavru olduğu için belki kıpır kıpır olduğu için dikkatimi çekmişti ama onu orada bırakamazdım. Henüz daha hayatının çok başındayken ona güzel bir yuva verebilirim diye düşündüm ve Mila’yı sahiplendim.

Mila barınak hastalığı kapmış yavru bir köpekti. Ölür dediler, hayat çok zor olur dediler ama ben yılmadım. Babamla birlikte Mila’nın hastalığını yenebilmek için çok uğraşlar verdik. Onu tedavi ettirdik, sevdik, besledik ve Mila artık çok sağlıklı! Hastalığından dolayı ara sıra öksürüyor fakat ölür dedikleri bir köpeğin yaşama aşkına şahit olmak harika bir duygu. Artık çok yaramaz ve şımarık! Sanırım bu tedavi süresinde onu fazla şımarttım 🙂 Hasta olduğu için eğitimini birazcık erteledik ve yapmaması için kızdığımda üzülüp hemen oynamaya başladım. Bu da birazcık şımarmasına neden oldu tabii. Fakat biz halimizden çok memnunuz. Misafirleri, insanları çok seviyoruz. Henüz 2,5 aylık olduğumuz için ısırmayı da çok seviyoruz.

Barınakları ziyaret edin!

Ben aslında bir köpek sahiplenmek için gitmemiştim barınağa. Mila’yı uzun zamandır bekliyordum, bir köpeğim olsun istiyordum ama o gün niyetim bu değildi. Biraz önce dediğim gibi Mila beni seçti. Sebebim Mila için gitmekmiş… Barınakta yaşayan bir köpek sahiplenmek harika bir duygu. Birisini iyileştirmek, ruhunuza iyi geliyor. Onunla iyileşiyorsunuz. Hayatınız iyileşiyor. Hayvan sahiplenmek meditasyon gibi ki ben satın alınmalarına karşıyım. Asla kabul edemediğim, etmeyeceğim bir şey. Sokakta, barınakta, ormanda binlerce can varken hayvan satılmaları, alınmaları… Eğer amaç bir cana yuva olmaksa bunun kesinlikle maddiyatı olamaz. Ben elimden geldiğince canı kurtarmaya çalışıyorum. Bu yüzden Mila’yı sahiplendikten sonra barınağa gelen diğer yavruyu da sahiplendim. O şu an babamla birlikte yaşıyor. Birbirlerine ve evdeki diğer kedilere aşkla bağlılar.

Medeniyet hayvanlarla başlıyor!

Elinden geldiğince hayvanlara yuva olmaya çalışan, yuvalandırmaya çalışan ve ileride sırf onlar için özel bir yer açmayı düşünen Şükran Ovalı bakın insanların hayvanlara olan bakış açısını nasıl değerlendiriyor:

Medeniyet onlardan başlıyor. Hayvanları sevmeyenleri pek anlayamıyorum. Çocuklarımızı hayvan sevgisiyle büyütsek, kapımızın önüne bir kap mama, bir kap su koysak her şey çok daha farklı olur diye düşünüyorum. Herkes hayvanları sevmek, onlara yardım etmek zorunda değil fakat yardım edenlere, sevenlere engel olanları hiç anlayamıyorum! Koyduğumuz kaplara tekme atanlar mı dersiniz, hayvanlara eziyet edenler mi… Ben onların da bu hayattayken bir şekilde cezasını bulacaklarına inanıyorum. Çocuk, hayvan, yaşlı hiç farketmez; savunmasız hangi canlıya eziyet ettilerse bu dünyada aynı eziyeti göreceklerine tüm kalbimle inanıyorum.

Zamana ihtiyaçları var

Uzun yıllardır eve hakimiyetlerini kurmuş iki sokak kedisinin eve yeni gelen bir köpeğe nasıl yaklaştıklarını sorduğum Şükran Ovalı, birbirlerini kıskandıklarını söyleyerek sözlerine başlıyor ve “Puta ve Pişi aslında çok iyi anlaşıyorlar. 7 senedir birlikte olmalarının ve ikisinin de hemen hemen aynı dönemlerde hayatıma girmelerinin bunda bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Fakat Mila geldi diye biraz kıskanmaya başladılar. Mila onlarla oynamak istiyor ama onlar pek memnun değil bu durumdan 🙂 Ama alışacaklar. Sadece zamana ihtiyaçları var. Ben bir köpek daha sahiplenmeyi düşünüyorum. Ve kedilerimden vazgeçmek gibi bir niyetim yok. Onların zamanla birbirlerine alışacaklarına eminim çünkü her birinin çok farklı karakteri var. Puta çok anaç. Taksim’de satılan oyuncak kediyi eve getirdiğimde onu alıp mama kabına götürdü. Göğsünde sakladı. Gerçek kedi sandı ve aç olduğunu düşünerek mamasını paylaşmak istedi. Tek derdi sevilmek olan, böyle saf, böyle iyi niyetli bir kedinin Mila ile de çok iyi anlaşacağını düşünüyorum. Tabii Pişi birazcık farklı 🙂 O tam bir kedi! Kendini köpek sansa da, dominant, akıllı ve çok zeki bir kedi. Gel diyorsun geliyor, git diyorsun gidiyor. Hayır deyince dinliyor… Bahçede birlikte yürüyoruz ve bu yürüyüşlerden çok mutlu oluyor.” diyerek konuyu özetliyor.

 

 

Fotoğraf: Serhat Dülger
Fotoğraf Asistanı: Deniz İnce

 

 

 

 

 

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.