samimiyetini, güler yüzünü ekrana olduğu gibi yansıtan, birçok dizi ve tiyatroda canlandırdığı karakterler ile hayatımıza giren ünlü oyuncu Zeynep Gülmez ve köpeği Zen Kalbimdeki Patiler’in konuğu oldu… Oynadığı bir dizinin çekimleri için gittiği Sakarya’da karşısına çıkan yavru köpeği sahiplenen ve o gün bugündür sokaktaki canlar için daha çok çabalayan, daha çok uğraşan Gülmez ile çok keyifli bir röportaj yaptık. Hayvanları konuştuk, hayvanseverleri konuştuk en çok da sokaktan sahiplendiği köpeklerini konuştuk 🙂 İşte o keyifli sohbetimizden size kalanlar:

Zeynep Gülmez, köpeği Zen’in eğitimi hakkında; “Sokak köpeği olduğu için algıları oldukça açık, oldukça da zeki, bu yüzden sadece biraz zaman ayırarak eğitimini tek başıma kısa sürede tamamlayabildim” diyor.
Hayvan sevginizle başlayalım…

Ben kendimi bildim bileli hayvanları çok severim, evimizde her zaman bir hayvanımız oldu. Balık, kuş, papağan, tavşan, Fatoş adında bir civciv ki kendisi için okuldan koşa koşa eve gelirdim, kedi, köpek… Aileden gelen bir sevgi bu, böylesine güzel bir sevgiyi ailede öğrenmek, görmek kadar değerli bir şey olamaz.

Aslında ben köpeklerden, kedilerden çok korkardım. Ama ailemin hayvanlara olan sevgisi, düşkünlüğü sayesinde bu korkuyu yendim. Ailemize dahil ettiğimiz Lady sayesinde hayvanlara karşı daha farklı bir sevgi kazandım. Özellikle köpeklere… O zaman bu zamandır hayvanlar benim için çok farklı oldu. Özellikle kendi köpeğimi sahiplenince.

Zen ile nasıl tanıştınız?

Çekimlerden dolayı sürekli şehir dışındaydım. Evde olmadığım için, açıkçası bir hayvan sahiplenmeyi düşünmüyordum. Çünkü hayvanların ilgiye, sevgiye, zamana ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Diziler, oyunlar derken bu zaman kargaşasında onları ihmal ederek, yalnız bırakarak yaşamalarına içim el vermeyecekti. Fakat işler düşündüğüm gibi ilerlemedi.

Zet yani ilk köpeğim, şans eseri karşıma çıktı. Yazın Marmaris’te bir koyda tekne ile tatil yapıyordum. Araç ile gitmek için oldukça ıssız, zorlu yollardan geçmeniz gereken bir koydaydım. Hamakta sallanırken elime tüylü bir şey dokundu, bir baktım yavru küçücük bir köpek. Nasıl aç, nasıl yorgun… Bir o kadar da güzel… Upuzun tüyleri var. Yanındakilere “Ne kadar güzel köpeğiniz var, bayıldım” dedim. Meğerse yanındakiler sahipleri değilmiş, yolda bulmuşlar ve sahibini arıyorlarmış! O an bir şey oldu ve sahibi bulunanana kadar teknede benimle kalmasını istedim. 2 gün boyunca teknenin altını üstüne getirdi 🙂 Her yere tuvaletini yaptı, oyunlar oynadı. O iki gün içinde aramızda çok tatlı bir bağ kurmuş olduk. 2 gün sonra İstanbul’a dönecekken sahibi bulunamadığı için onu bırakmayı göze alamadım ve Zet hayatıma girmiş oldu.

Tabii Zet’in hayatıma girmesiyle hayatımda birçok değişiklik oldu. Yoğun iş temposuna geri dönerken Zet’i anneme bırakıyordum. Başta da söylediğim gibi, hayvanların evde tek başına kalıp sıkılmalarını, ilgisiz kalmalarını istemiyorum. O zamanlarda da işim uzun süreli olacağı için Zet’i anneme bıraktım. Bıraktığımda annem Zet’i görür görmez aşık oldu! Zet de anneme bağlandı ve dönmedi bir daha 🙂 Sürekli getir, götür, bir Bursa’da kalsın bir İstanbul’da kalsın istemediğim için Zet’in mutluluğunu bozmaya kıyamadım ve annemle yaşamaya devam etti.

Zeynep Gülmez köpeği Zen’in oyun oynamayı, su içmeyi ve ödül mamasını çok sevdiğini söylüyor!

Zen ise bambaşka şekilde hayatıma girdi. Bir dizi çekimi için Sakarya’ya gitmiştim. Orada sokak köpeği çok fazla sayıda. Neredeyse hepsi aç, susuz. İnsanlar beslemiyor, bakmıyor. Çaresizce yaşam savaşı veriyorlar. Dizi dönemi her gün düzenli olarak mama aldım, su verdim, beslenmelerine yardımcı olmaya çalıştım. İçim o kadar acıdı ki, hayatımda ilk defa besleme yaptım ve “Ne kadar geç kalmışım?” diye kendime kızdım. Aç kalan, karınları doysun diye yanından geçen insanların gözünün içine yalvarırcasına bakan o köpekleri beslemek için geç kaldım diye kendime çok kızdım…

Besleme yaptığım bir gün çalılıklar arasında yavru bir köpek gördüm. Annesi yok, tek başına bekliyor. Gittim yanına, annesini bekledim, onu besledim, karnını doyurdum annesini aramaya başladım, aradım aradım bulamadım. Birkaç gün gözlemledim, o sırada bu ufaklığı da beslemeye devam ettim. Bir gün annesini çöplükte gördüm, o kadar yaşlı, o kadar çaresizdi ki… Zen’i hemen aldım ve sahiplendirmek için çalışmalara başladım.

Bir pansiyonun sahibi bahçelerinde kalması için ufaklığı sahiplenmek istedi ama bir gün sonra Zen kaçtı. Daha doğrusu kaçmış ve ben onu görmeye gittiğimde fark ettiler. El birliği ile sosyal medya sayesinde Zen’i bulduk. Onu ilk gördüğüm yerde, pastanenin orada bekliyor. Halsiz, aç, yorgun… Pansiyona geri veremedim. Yine yanıma aldım onu. Kulübeler yaptım, mama kapları, su kapları aldım. Bir baktım her şeyi atmışlar, hayvan yine yok… Üç dört gün aradım. Ağla ağla helak oldum…

Ve bir gün sallana sallana, yorgunluktan dili dışarıda bir halde geldi. Bu sefer, dizi çekimi için kaldığım odaya aldım onu, birlikte yaşadık. O günden sonra Zen’den ayrılmadım. Ayrılamadım. Nereye gidersem yanımda getirdim. O kadar akıllı, o kadar zeki ki bazen beni bile şaşırtıyor! Bir köpek sahiplenmeyi düşünmüyordum, onu sahiplendirmek için yuva bile aramıştım ama kalbim ondan ayrılmak istemedi. Ve Zen bir dizi çekimi sayesinde hayatıma girdi. Çok kısa sürede İstanbul’daki yaşamamıza da adapte oldu. 

Zen nasıl bir karakter?

Zen baskın bir karakter, oldukça özgüvenli. Her dediğini yaptırabilecek kadar baskın. Sahipsiz yapamayan köpeklerden değil. Çok özgür… Bana meydan okuyan, duygusallığımı kullanan bir köpek. Çok akıllı. Sokak köpeklerine karşı biraz asabi, onları pek sevmiyor, sanki kendi sokak köpeği değilmiş gibi 🙂 Kediler de baş düşmanı, Zen saldırmasa onlar Zen’e saldırıyor. Hayvanlarla elektriği hiç tutmadı ama anlaştığı köpeklerle de arasından su sızmıyor. 

Zeynep Gülmez diyor ki!

Hayvanlara yaşam alanı bırakmadık. Ataşehir’in göbeğinde, yağmur altında, korunacak yer arayan köpekleri görüyorum, içim parçalanıyor. Açlar, ilgiye ihtiyaçları var ve kimse bakmıyor. Herkes hayvanları sevmek zorunda değil kabul ediyorum ama onların yaşamalarına izin vermek zorundalar. Verdiğimiz mamaları, yaptığımız kulübeleri atmasınlar. Yaptığımız binalarla zaten yaşamalarına izin vermiyoruz. Her yer bina, her yer inşaat ve bu yüzden köpeklerin, kedilerin yaşam alanı kalmadı. Yağmurdan korunmak için bir ağaç gölgesine muhtaç kalmalarına üzülüyorum. Ne yazık ki güzel bir yasa tasarısı olmadığı sürece yetemeyeceğiz. Çoğalmalarını önlemeliyiz, kısırlaştırmalıyız. Bilinçsizce çoğalmalarından dolayı onlara yetemiyoruz. Verdiğimiz mamalar yetmiyor, sahiplendirmeler yetmiyor. Gördüklerimize yetişmeye çalışıyoruz evet ama ya göremediklerimiz? Onlar ne olacak?

Başta da söylediğim gibi hassas bir konu sokak hayvanları ve sokak köpeği sahiplenen biri olarak satın almayın, sahiplenin diyorum. Bu bilincin farkına varın istiyorum. Çok üzülüyorum, “neden bu kadar geç kaldım?” diyorum. Şimdi, tek başıma, gördüğüm her hayvanı beslemeye, sahiplendirmeye çalışıyorum. İnsanlar hayvanların da canlı olduğunun ve yaşama hakları olduğunun farkında değiller. Üşüyen bir köpeğin apartman kapısının önünde ısınmasına izin vermiyorlar. Ne zararı var o hayvanların? Nereye gitsinler, nerede ısınsınlar, nerede karınlarını doyursunlar? Yapmayın, yaşamalarına izin verin.

 

 

 

 

 

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.