Mişa’dan önceki hayatımı bir düşünüyorum da nasıl yaşıyordum acaba? Eve koşa koşa gelmemi sağlayan bir sebep yok… Elimdeki poşetlere heyecanla bakıp içinde ne var diye, acaba biri bana mama getirmiş mi diye poşetleri talan eden yok… Ben evi silerken bezlerin saçaklarıyla oynamaya çalışan, beni hem güldüren hem kızdıran tüylü bir kız yok… Belgesel açtığımda kendinden geçerek izleyen ya da çok şımardığında sakinleşmesi için önüne tableti koyup akvaryum videosu açtığımda izlerken uyuyakalan tüylü bir bebek yok…

Hayatı anlamlı kılan bir şey yokmuş benim hayatımda. Bana hep bebek sahibi, çocuk sahibi olan insanlar anlatırlardı. Derlerdi ki; “hayatın anlamını çocuğun olduktan sonra anlıyorsun, öncesi boş yaşamışsın gibi geliyor”. Gerçekten doğru söylüyorlarmış, benim kızım bana geldikten sonra, benim bebeğim hayatıma girdikten sonra bende çoğu şey anlam kazandı. Para kazanmak, ona mamalar almak, eve gelirken onu mutlu edecek şeyleri alıp poşetlerle eve gitmek. Daha bir sürü bir sürü şey…

Mişa’yı evlendikten sonra bir sahiplendirme sitelerini dolaşırken gördüm. İçim gitti o anda ve benim yanımda olmalı bu minik dedim. Hemen sitede ilanı veren kişiyi aradım. Kendisi başkasıyla görüştüğünü söyleyince çok çok üzüldüm. Aradan 1 hafta geçti telefonum çaldı, o kişi beni geri aradı. Görüştüğü kişiye içinin ısınmadığını, bana vermek istediğini söylediğinde heyecandan ve mutluluktan nasıl sabahı ettiğimi bilemiyorum. Hemen o akşam gittim ve Mişa’nın yatağını, mama kabını her şeyini hazırladım 🙂

Özge Baylan

Sabahında da gidip minik yavruma kavuştum. Hani bebekleri doğduktan hemen sonra annelerinin kucağına verirler ya. Şu an o ilk karşılaşma anımızı öyle getiriyorum gözümün önüne. Bir cafede  bekliyordum onları ve Burcu Hanım kızımı getirdiğinde 35 günlük miniminicik bir yavruydu. Hemen gelir gelmez kucağıma verdi, bakıştık ve öylece kaldık. O an itibariyle benim olduğunu, bir bebeğin annesi olduğumu hissettim. Onu kucağımda süt tozlarıyla beslediğim zamanları ya da su içmeye alışsın diye beni görüp o da aynısını yapsın diye onun kabından su içtiğim zamanları hatırladıkça bir garip oluyorum. 🙂 Çok özel anlardı. Boynumun arasında uyuyup kaldığı zamanlar geliyor da gözümün önüne, nasıl tarif edilemez bir duygu…

Mişa çok hisli, çok özel bir kedi. Üzüldüğümü gördüğü anda ya da biriyle tartıştığımı gördüğü anda hemen gelir gözlerimin içine baka baka yüzümü yalar. O an ki hissimi tarif edemem desem yeridir. Bütün huzursuzluğumu alır götürür. Gerçekten hayvan sevgisi nedir bilmeyen bunu anlayamaz. Onunla her an güzel her an dolu dolu. İyi ki o hayatımda. Düşünüyorum da benim hayatımda gerçekten hiç büyümeyecek olan bir bebek var. Ona bir şey olmasın diye evde aldığım önlemleri görenler bana delisin diyorlar. Ama hiç de öyle değil. Diyorum ya benim hiç büyümeyecek bir bebeğim var. O her şeyden değerli. Bütün hayvanlar çok değerli, özel…

Hayvanları, tüm hayvanları öyle çok seviyorum ki. Onlar sessiz birer melek. Onlar çok ama çok masum. Öyle çok hayvan var ki dışarda üşüyen, sahiplenmeyi bekleyen. Lütfen gözlerimizi açalım gerçekleri görelim. Aman canım birisi alır bakar zaten ya da birisi mama verir doyurur zaten demeyelim. O birisi bizleriz! Satın almayalım sahiplenelim. Hayatımızdaki o boşlukları dolduralım.