Genç ve güzel oyuncu Selin Sezgin, kalbini çalan üç kedisi ile tanışma hikayesini, kedilerinin karakterini Kalbimdeki Patiler okuyucuları için anlattı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam
Tasarımı bölümünde eğitim gören Sezgin bir derken üç kedi sahibi oluşunu bakın nasıl dile getirdi.

Hayvan sevginizle başlayalım…

Ailemin bana kattığı en güzel şeylerden biri sanırım bu. Hayvan sevgisi… Küçükken sokaktaki köpek yavrularını koltuğumun altına sıkıştırıp eve getirmişliğim bile var 🙂 Elimden geldiğince her zaman hayvanlara yardımcı oldum. Düşünsenize ağızları var dilleri yok. Dertlerini anlatamayan çocuklar onlar. Bebek gibiler.

Benim de evimde üç bebek var!

Daha doğrusu ben onların evindeyim 🙂 Onlar benim en iyi ev arkadaşlarım. Benimle konuştuklarını bile düşünüyorum. Bazen gözümün içine bakıp cevap veriyorlar gibi geliyor. Hasta olduğumda yanıma kıvrılıp beni ısıtmışlıkları, ağladığımda yüzümü yalayıp üzülme der gibi bakmışlıkları bile oluyor. O hep bahsettiğimiz hayvan samimiyetinin sıcaklığının hakkını veriyorlar. Her şey karşılıklı bu dünyada. Ben onlara bakıyorum onlar da bana bakıyor. Asıl onlara sormak lazım benimle yaşamak nasıl bir duygu, zorlukları neler diye? 🙂 Onların evdeki mutluluğu, huzuru benim için çok önemli. Bazen üç kedinin bakımının zor olduğunu düşünenler oluyor, “doğurdum bir kere” diye cevap veriyorum 🙂 Onlar benim evlatlarım. Onlara bakması değil de onlardan ayrı kalması zor aslında. Düzenlerinin bozulmasını da istemiyorum. İş için bile bir yere gitmeye kalksam aklım her an onlarda kalıyor.

Peki bu kadar aşkla bağlı olduğunuz kedilerle tanışma hikayenizle devam edelim…

Panter ve Kontes geldiklerinde daha çok küçüklerdi. Anneleri ölmüş bir başlarına kalmışlardı. İnternetteki bir sayfadan sahiplenmiştim onları. Sürekli sette olduğumdan birbirlerine oyun arkadaşı olsunlar diye 2 kedi birden sahiplenmiştim. Sahiplendiren kişi, kardeşlerin ayrılmamalarını ve çiftleştirip para kaynağına çevrilmesini istemediğini söylemişti. O kadar çok bu amaçla kedi köpek sahiplenen varmış ki… Ben de asla ayrılmasınlar istiyordum zaten. Çok çabuk kaynaştık birbirimize. Bir dönem oyun oynamak için beni yorup asla uyutmuyorlardı 🙂 2 yıl sonra kedisi olan bir arkadaşım bir dönemliğine yurt dışına gidiyordu ve Karbeyaz’ı bana bırakmak istedi. (Maalesef simsiyah olmasına rağmen adı Karbeyaz ve ben de değiştirmedim) O kadar korkan bir kediydi ki günlerce korkusundan yemeğini bile zor yedi. Benimkilerden de korkuyor, saklanıyordu hep. Tahmin ettiğim gibi arkadaşım döndü ve bakamayacağını söyledi. Tam bu sırada Kontes’in Karbeyaz’ı yaladığını gördüm. Birbirlerine alışıyorlardı bile. Ha iki ha üç boğaz derken üç kedi annesi oluverdim 🙂 Şimdi üçü de çok iyi anlaşıyorlar ve huzurlular.

Peki nasıl karakterleri var?

İnsan seviyorlar bir kere hem de senden benden fazla 🙂 Her kedi gibi uykuya güneşe bayılıyorlar. Karbeyaz; her zaman daha çekingen. Uzaktan sevilip oynayıp zarif davranılmasını seviyor. En çok sevdiği şey yemek yemek 🙂 Kontes; tam bir kontes olur kendisi. Sere serpe uzanır, canı isteyince gelip kendini sevdirir. Çok fazla gırlar uyutmaz. Ne kadar oyuncak alırsam alayım en sevdiği şey pipet. Köpek gibi tutup getirmeyi seviyor. Panter; çok cevvaldir kendisi. En olmadık yerlere çıkar. Evin alfasıdır. Sayesinde evde sinek, böcek barınamaz 🙂 Ama bir o kadar da bebektir. Annesinden erken ayrılınca bir alışkanlık edinebiliyorlarmış sanırım.  Kendi patisinin içini emerek uyuyor hep. Süt emiyormuş gibi hissediyor ve bunu sadece insan karnında yatarak yapıyor. Eve misafir geldiğinde otur dercesine miyavlıyor ve karnına çıkıp parmağını emmeye başlıyor. Yani Panter Hanım evin hem alfası hem de yumuşak karnı. 

İnsanların hayvanlara olan bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yakın çevremde hayvanı seven değer veren o kadar çok insan var ki. Bazen şaşırıyorum. Oturduğum muhitte rutin bir şekilde her gün sokak hayvanlarını besleyen insanlar var. Hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyorlar. Keşke herkes bu kadar duyarlı olabilse. Ailesine hatta kendisine bile saygısı sevgisi olmayan insanlar var. Umarım bir gün en kötü herkes kendi kapısının önünü süpürür. Bir su dahi olsa kapının önüne koyar #birkapsubirkapmama ya da satın almayıp sahiplenip canlıların onlara ne kadar ihtiyaçları olduğunun farkına varırlar. #satınalmasahiplen 

Selin Sezgin diyor ki!

Çocukken her türlü hayvanı sokaktan tuttum getirdim, sahiplendik. Hayvanlar hayatımın hep bir parçası oldu. O sıcaklıktaki bir evde büyüdüm ben. Şimdi yalnız yaşıyorum ve artık onların bana ihtiyacı olduğu kadar benim de onlara ihtiyacım var. Bir dost isterken üçüne sahip oldum. İYİ Kİ VARLAR! Lütfen “Onlar bir canlı” bunu unutmayın. Onların her biri bir birey. Oyuncak ayı değil onlar. Hisleri var, üzülüyorlar sevildiklerini anlıyorlar. Ve seviyorlar sizi. Gözlerine bakın sevin, sizden önce onlar sizi seçecek zaten. Gerisi teferruat. Siz niyetli olun hayat bir şekilde yolunuza çıkartıyor da onları. Sahiplenecek o kadar çok muhtaç hayvan var ki. Lütfen farkında olun!

Röportaj: Yağmur Ağcaoğlu
Fotoğraf ve video: Gökmen Şaban

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.