Konu barınaklara bırakılan, sokaklara atılan hayvanlar olunca yazacak çok şey oluyor da duyguları kaleme dökmek, bastırmak pek mümkün olmuyor. Onların ne umutlarla alınıp, basit bahanelerle terk edildiklerini düşündükçe yazacak hiçbir şey kalmıyor… Çok şükür ki sokağa, ormana, barınağı terk edilen canları düşünen hayvanseverler var. Ellerinden gelenin hep daha fazlasını yapan biz hayvanseverler… Aynı Reyhan Avcı gibi. Hem İngilizce Öğretmeni hem de Veteriner Teknikeri olan 48 yaşındaki Avcı, mesleğini bir kenara bırakıp engelli hayvanlara bakabilmek için sıfırdan bir hayat kurmuş fedakar bir hayvansever. Gelin Tekirdağ Melek Barınağı hakkında bilmediklerimizi Reyhan Avcı’dan dinleyelim…

Nasıl başladı Melek Barınağı hikayesi?

Çocukluğumdan bu yana her zaman hayvanlarla iç içe büyüdüm. Önce belediye barınağı gönüllüsüydüm ancak ters ve yanlış giden bazı işleri görünce daha fazla bekleyemeyeceğimi anladım ve 6 yıl kadar önce öğretmenlikten istifa edip, özellikle engelli köpeklere bakabileceğim küçük çaplı bir barınak kurmaya karar verdim. Bir arazi kiraladım ve sokakta yaşayamayan köpekleri alıp bakmaya başladım. Zaman içinde sayım çok arttı ve bundan dolayı sosyal medya üzerinden yardım istemeye başladım. Türkiye’nin dört bir yanındaki engelli çocuklar bana gelmeye başladı ve sonuç olarak an itibarıyle 350’den fazla can barınakta yaşamaya başladı.

Sokak hayvanları benim en saygı duyduğum canlılar. Olağanüstü tesadüfi şanslarla ayakta kalabilme savaşları ciddi anlamda hayranlık uyandırır bende. Düşünün ki herhangi bir şartta doğuyor, yaşayan yavrulardan oluyor ve büyüme aşamasında insanların oyuncağı oluyorlar; yemek, su ve sığınacak alanlar bulmakla geçiyor yaşamları. Üstelik yüzlerce tehlikeyle de baş başalar.
Hayvanseverlerin desteğiyle ayaktayız!

Melek Barınağı önceleri gönüllülerle doluydu. Fakat yardıma diye gelen birçok kişi onlarca köpeği bırakıp gitti. Uzun süredir yalnız baş etmeye çalışıyorum. Beslenmeleri, tedavileri derken zaman su gibi geçiyor. Kulübe yapımları, onarımlar… Emek, enerji, güç, sabır isteyen bir iş. Barınağa ait bir gelirimizin olmaması, eleman ya da ekip olmaması işleri biraz daha güçleştiriyor tabii. Dolayısıyla Türkiye genelinde hayvansever dostların bağışlarıyla ayakta kalmaya çalışıyorum. 350 cana yüzde yüz gönüllü olarak bakmaya ve onları elimden geldiğince korumaya çalışıyorum. Fakat ne yazık ki insanlar hayvanları ya yiyor, ya vuruyor ya da kullanıyor 🙁 Son zamanlarda özellikle sokak hayvanları konusunda biraz daha bilinçlendiler ama hiç yeterli değil elbette. Biz birlik olmak, onları korumak zorundayız. Ne kadar çok hayvansever ne kadar çok gönüllü o olursa o kadar can korunur. Bütün barınaklar için geçerli söylediklerim…

Ömrüm yettiği sürece Melek Barınağı var olsun!

Çoğu engelli olan, 350 çocuğa tek başıma yetmeye çalışıyorum. Ancak ne maddi imkanlar ne de fiziksel gücüm yeterli kalıyor. Bu canlar sokakta yaşayamayan ve hayvansever olduğunu söyleyip hayvan sahiplenen kişiler tarafından terk edilen çocuklar. Bizim her türlü yardıma ihtiyacımız var. Umarım bu çocuklara daha çok sahip çıkanlar olur. Özellikle büyük şirketlerin sosyal sorumluluk projeleri kapsamında sponsor olmalarını çok isterdim. Bireysel yardımların sürekliliği yok ne yazık ki. Kiralar, hastaların masrafları, beslenmeleri, yol masrafları, temel ihtiyaçlar derken bir bakmışsınız iş içinden çıkılamayacak bir hale gelmiş; destekler olmadan… Toparlayacak olursak; ne yazık ki Türkiye genelinde barınaklar her zaman sorunlu diyebiliriz. Bazı çalışanların düşük düzeyli olması, kültürel ve sosyal açıdan alt kademelerden olması başlıca neden. Bakıcılar her zaman çok önemlidir hayvanların hayatında. Çoğu belediye çalışanı hayvanlara iş olarak bakar. Biz gönüllüler bunu iş olarak görmediğimiz için daha çok desteğe ihtiyaç duyuyoruz.