Hayvan sahiplerinin daha çok FIP olarak bahsettiği, Feline İnfeksiyöz Peritonit virülent coronavirusların neden olduğu ve kompleks bir klinik seyir izleyen viral bir enfeksiyondur. Birçok coronavirus kedilerde infeksiyona neden olabilmektedir fakat bunların infektivitesi ve virülensi değişkendir. Örneğin enterik coronaviruslar (feline enteric coronavirus=FECV) yavru kedilerde hafif seyreden bir enfeksiyona neden olmaktadır.

FIP belirtilerinin kompleks olması bazı hipotezleri ortaya çıkarmıştır. Bu hipotezlerden bir tanesi FIP etkeni olan coronavirusların FECV’den köken aldığıdır. Bu durumda FECV parent virusdur. Ayrıca bazı ırkların (Persian) ve hatta ırk içinde bazı genetik hatların klinik olarak FIP’e yatkın oldukları ortaya konulmuştur. FIP oluşumunda etkin risk faktörleri, yoğun barındırma, yaş ve popülasyonda virus saçan kedilerin bulunmasıdır. 

Hastalık, kedilerin 6 ile 23 ay arası yavrularında ve 5-13 yaş arası yetişkin kedilerde daha çok görülür ve kedi 14 yaşın üzerine çıktığında risk daha da artar. Bununla birlikte her yaşta görülme olasılığı olduğu unutulmamalıdır.

Etiyoloji

Daha çok anaç kedilerden yavrulara bulaşmaktadır ve anaç kedilerin gaitası (feko-oral yol) ya da ağzıyla (oral-oral yol) temas sonucu bulaşır. İnfeksiyon sonucu oluşan klinik belirtiler ile viremi arasında her zaman ilişki yoktur. Coronavirüs ile teması olan her yavru kedide klinik olarak FIP oluşma riski vardır. 

Etken, Feline Infectious Peritonitis Virus’tür, Feline Enteric Coronavirus (FECV/FeCoV)’un mutasyona uğramış halidir.Virüs beyaz kan hücrelerini istila eder ve makrofajlarda ürer. İmmun sistem enflamasyon reaksiyonu verir. Hastalığa yakalanan kedilerden 20’de 1’i hayatta kalmayı başarır. Bir ya da iki kedili evlerde hastalığın görülebilme şansı 5000 de 1’dir. İran kedileri ve Siyamlar’da genetik bir yatkınlık olduğu bilinmektedir.

Fizyopatoloji

Başlangıçta virus orofaringeal dokuda ve bağırsak villuslarının uç kısmında bulunan enterositlerde çoğalır. İnfeksiyonun yayılması konağın immun durumuna, virus suşuna ve virus miktarına bağlıdır. Bu faktörler yeterli olduğunda etken makrofajlara yayılır ve FIP’in özelliği olan piyogranülomatöz lezyonlar oluşur. Küçük venüllerde perivasküler makrofaj ve diğer hücre infiltrasyonları şekillenir. Klinik belirtilerin oluşumu konağın virusa karşı verdiği savaş ve korunmaya bağlıdır. İnfeksiyonda yüksek düzeyde antikor yanıtı oluşmasına karşın etken hücre içine yerleşiği için daimi (persiste) bir enfeksiyon gelişir.

Klinik Belirtiler

Hastalığın (FIP) ”kuru” ve ”ıslak” olmak üzere iki formu vardır. Islak formda, daha sık karın boşluğu ve daha seyrek göğüs boşluğunda olmak üzere yüksek düzeyde protein içeren vizköz bir sıvı mevcuttur. Kuru formda ise abdominal boşluk, toraks, göz ve merkezi sinir sisteminde (CNS) piyogranülamatöz lezyonlar saptanır.

Hastalığın (FIP) ıslak formu, karın ve göğüs boşluğundan alınan sıvının incelenmesi ile kolayca teşhis edilir. Hastalığın (FIP) kuru formunun tanınması daha zordur. Çünkü kompleks bir klinik tablo ve sıvının yokluğu tanıyı zorlaştırır. Bu formda lezyonlara en sık karın boşluğu, karaciğer ve mezenterik lenf yumrusu, dalak ve merkezi sinir sisteminde rastlanır. FIP’ ın gözle ilgili belirtileri uveitis, gözün anteriör kısmında kanamalar (hyphema) ve sıvı birikimi (hypopyon), keratik presipitat (çökelti) oluşumu, retina dekolmanı, hemoraji ve retinitistir. Ayrıca merkezi sinir sistemindeki (CNS) lezyonun lokalize olduğu yere bağlı olarak değişken sinir sistemi belirtileri görülür. Bunlar arasında en sık görülen belirtiler sersemlik ve arka kısımlarda kısmi paralizdir. 

Tanı

Klinik tanı belirtilere göre yapılır. Her ne kadar yorumu zor olsa da serolojik testler de tanıda kullanılmaktadır. Ancak günümüzde güvenilir bir serolojik tanı sistemi bulunmamaktadır. Çünkü serolojik testler coronaviruslara karşı oluşan antikorları saptamaktadır. Bu antikorların virülent suşlardan mı yoksa avirülen suşlardan mı oluştuğunu saptamak zordur. Son zamanlarda resmi olarak piyasaya sunulan FIP spesifik ELISA (FIPSE) tam olarak validasyonu yapılmış bir test olmadığı gibi coronavirüs antikorlarını saptamada tam da spesifik olup olmadığı da tartışmalıdır. Ayrıca bir kedide yüksek titrede FIP antikorlarının saptanması FIP tanısı için yeterli değildir. Sadece titrenin çok düşük veya sıfır olması negatiflik açısından bir değer taşımaktadır. Buna karşın FIP sonucu ölüme doğru giden kedilerde coronavirus titresinin önemli düzeyde düştüğü hatırda tutulmalıdır. 

Son zamanlarda tanı için reverse transkriptaz-PCR (RT-PCR) test kullanılmaktadır. Pratikte bu testten yararlanılmaktadır. Test ile kan, dokular, sıvılar ve gaitada etken RNA’sı saptanabilmektedir. Ancak bu test ile infeksiyonu belirlemek ve infekte kedide FIP oluşacağını tahmin etmek zordur. Gaitada sürekli olarak RT-PCR pozitif bulunan kedilerde bile FIP oluşma riskinin yüksek olduğunu söylemek doğru değildir. 

Yazarların deneyimlerine göre; hematolojik bulgular da FIP tanısı için çok değerli değildir. Ancak orta derecede nonrejeneratif anemi ve lenfopeni bir çok olguda saptanmıştır. Biyokimyasal olarak en önemli bulgu, hastalığın ıslak formunda serum protein düzeyinin %70-75 oranında artmasıdır. Albumin ve globulin miktarı incelendiğinde albuminin çok az azaldığı fakat globulinin miktarının önemli oranda arttığı görülür. Hiperproteinemi saptanan kedilerde hipergamaglobulinemi (immunglobülinlerde artış) rapor edilmiştir. Serum proteinleri elektrofez ile incelendiğinde protein profili detaylı olarak incelenebilir. Ancak bu incelemeler kesin tanı için yeterli değildir. Çünkü FeLV, FIV gibi kronik infeksiyonlarda da benzer elektrofez bulguları saptanabilir. FIP’ in kesin tanısı için histopatolojik incelemeler yapılıp piyogranüloma ve vaskulitis oluşup oluşmadığına bakılmalıdır. 

Tedavi

Klinik FIP olgularında birçok antiviral ve immunmodülatör ajanlar denenmektedir. Ancak günümüzde spesifik bir tedavisi yoktur. Antiviral tedavi uygulanmadan destekleyici tedavi ile bazı kediler aylar hatta yıllarca yaşayabilir. Hastalığın prognozu uzun dönemde iyi değildir. Birçok antiinflamatuvar ve immunosupresif (immun sistemi baskılayan) ajan önerilmekte ise de bunlardan hiçbirisi kedinin yaşamını uzatma veya kurtarma konusunda etkili değildir. 

Koruma ve Önlem

Piyasada modifiye canlı FIP aşısı vardır. Fakat ülkemizde henüz yoktur. Birden fazla kedi bulunan evler veya barınaklarda duyarlı kedilerin korunması ve infeksiyonun yayılmasının önlenmesi, aşılamalardan daha etkin bir koruma sağlar. Coronavirus saçan annelerden doğan yavruların maternal antikor alımı sağlanmalı. Eğer mümkünse bunlar ayrı yerlerde tutulmalıdır. Eğer bu yapılamıyorsa virusun anneden yavruya bulaşmasını önlemek için yavrular 4-5 haftalık iken (maternal antikor düzeyi düştüğünde) mutlaka anneden ayrılmalıdır. 

Birçok araştırıcı modifiye canlı FIP aşısının güvenli olduğunu, FeLV ile infekte kedilere bile uygulanabileceğini bildirmiştir. Ancak aşının korumadaki etkinliği önemli bir konudur. Aşı üreten firmanın önerisine göre infekte anneden doğan duyarlı yavrulara 16 haftalık yaşta aşı uygulanması çok geç olabilir. Son zamanlarda yapılan çalışmaların bulgularına göre bazı ırkların (örneğin Persian) FECV virusunun mutasyonuna yatkın olduğu ve FIP oluşabildiği görülmektedir. Irk predispozisyonu kediden kediye bulaşmanın minimal olduğunu ve sonuç olarak kedilerin FIP aşısı ile aşılanmalarının öneminin tartışma yarattığını göstermektedir. 

Yazar : Görkem Gündoğan ve Burcu Gündoğan