Genç ve güzel oyuncu Yasemin Hadıvent “Ben değil, o beni seçti” dediği kedisi ile tanışma hikayesini, hayvanlara olan duyarlılığını, onların yaşam haklarına olan hassasiyetini sadece Kalbimdeki Patiler okuyucularına anlattı!

Öncelikle hayvan sevginizle başlayalım… Ailenizden gelen bir duygu mu?

Galiba aileden gelen bir duygu. Zira sevgiyi, merhameti, paylaşmanın kıymetini ben ailemde gördüm. Yaratılan her canlıya ve yaşam haklarına saygıyı. Anneannem, annem, kız kardeşim ve şimdi de bizden sonraki kuşak olan yeğenlerim. Bilhassa 4 yaşındaki Melisa’mızda hayvan sevgisi çokça var. Minnoş onun kedisi, oyun arkadaşı. Ve tabii kuşları, rengarenk kelebekleri, balıkları, köpekleri, maymunları bu alemdeki tüm hayvanları çok seviyor.

İlk defa bir kedi sahibi olmanın zorlukları neler?

Belki de çok istediğimden sevginin gücüyle, sorumluluk bilinciyle açıkçası bana zor gelen bir yanı olmadı. En temel ve doğal ihtiyaçları giderildiği vakit elbette can dostlarımız da insanlar gibi kendilerini iyi hissediyorlar. Yalnız gözlemlediğim bir fark var. İnsanlar hep daha fazlasını isteme eğiliminden kanaatkarlığı küçümser oldular. Hayvanlar ise son derece kanaatkarlar. Bu masum canlar hayatı zorlaştırmak değil aksine kolaylaştırıyorlar.

Hayvan sahibi olmanın güzelliklerinden bahsedelim biraz da…

Güzellikleri o kadar çok ki, burada saymaya kalkarsam tüm röportajı buna ayırmamız gerekebilir 🙂 Bu bakımdan sadece şunu söyleyebilirim: Bir kedinin gözlerine bakmak beni gülümsetmeye yetiyor. İçimde şefkat duygusu uyanıyor.

Kediniz ile nasıl tanıştınız?

Çiftlikten elime düştü diyebilirim. O benim kısmetimmiş. Ben onu değil o beni seçti. Mini minnacik, çok sevimli bir yavruydu. Seninle geleceğim, der gibi bakıyordu bana. İncitirim diye korktuğumdan önce onu tutmakta çekimser kaldım. Ama sonra el kadar vücudunun sıcaklığını hissedince, ben de ona “Şimdi seni sevgi dolu bir yuvaya götüreceğim ve orada güvende olacaksın” dedim. Seni hiç terk etmeyeceğim diye ona söz verdim. Onun katılmasıyla ailemiz büyüdü. Sevildiğini bildiği, sıcacık yuvamızı 6 yıldır birlikte paylaşıyoruz.

Kedinizin karakterine değinelim, neleri sever, neleri sevmez? Başka kedi ve köpeklerle iletişimi nasıl?

Açıkçası nev-i şahsına münhasır bir şey. Sanırsın eski Mısır saraylarından ışınlanmış da bu çağa düşmüş gibi. Bir kere çok matrak. Doğal komik, dürüst ve mağrur. Sonra çok meraklı. Kitap okurken yanıma gelir. Sanırsın o da okuyor. Ya da bir şey yazıyorsam diker bal rengi gözlerini üzerime ve “bence burası olmadı, başka bir şey denemelisin “gibi soğuk bir bakış atar. Onu sevmeyi unutursam gelir kendini hatırlatır ama emir ve itaatten hoşlanmaz. Birçok kez hem kara hem deniz yolculuklarımız oldu. Çok uyumlu, yumuşak huylu. Tabii yanında olmanın verdiği güven duygusu, onun kendini iyi hissetmesi için gerekli olan her şeyi yerine getirmemin de bunda etkisi olduğunu düşünüyorum. Çocuklarla iletişimi de çok iyi. Henüz bir köpekle yan yana gelmedi ama sanıyorum iyi olur. İnsanların birbirleriyle iletişiminin zayıfladığı bir çağ bu oysa ki hayvanlarda durum tam tersine. Hayvanların kendi aralarında son derece dokunaklı, güçlü bir dayanışma var.

Günümüzde veteriner hizmetleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Bu sorunuza kendi deneyimlerimden yola çıkarak cevap verebilirim. Bebekliğinden beri veteriner hekimimiz Hümeyra hanım ve ekibiyle birlikteyiz. Hayvanları seven, dürüst ve mahir hekimlerden oluşan bir takım oldukları için de yolumuzu hiç ayırmadık.

Peki insanların hayvanlara bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnsan düşünen bir canlı olarak diğer canlıları korumakla sorumludur. Fakat bugünkü uygar toplumlara baktığımızda insanın kendini diğer canlılardan büyük, dünyanın merkezi olarak görmesi, bu üstenciliği, gözlerini kör eden hırsları ve açgözlülükleriyle insanoğlu zulmü icad ettiğinden beri meta olarak gördükleri bu masum canları sömürüyorlar. Hem de akla zarar yüreğe ağır bir biçimde. Siz vahşi doğada tok bir aslanın ceylana saldırdığını gördünüz mü? Hatta avının hamile olduğunu hissedince hiç dokunmadan yanından ayrılıyor. Ya da şöyle sorayım. Yaşamda kalmak güdüsüyle de olsa bir aslanın avına işkence ettiğini gördünüz mü? Peki ya insanlar ne yapıyor? Buzdolapları tıka basa dolu olmasına rağmen, sapkın bir zevk uğruna masum karacaların yaşamlarını çalıyorlar. Şimdi vahşi olan kim? Aslan mı yoksa insanımsı açgözlüler mi? Yetmiyor bir de cansız bedenlerinin önünde, ellerinde silahlarla sırıtarak utancın fotoğrafını çektiriyorlar. Avcılık spor değil, cinayettir. Bu suça teşvik edenler de en az onlar kadar suçlu. Hayvanları, yaşadığı gezegeni koruyan duyarlı insanları, gözü pek aktivistleri tenzih ederek söylüyorum, insanoğlu çok şey oldu ama insan olamadı. En azından ideal insan tasavvuruna henüz erişemedik. Eğlence aracı olarak kullanılan şempanzeler, habitatlarından koparılıp hayvanat bahçelerinde müebbet hapse mahkum edilen goriller ve daha niceleri, memleketimde sokak hayvanlarına uygulanan şiddet git gide yükselen bir ivme ile vicdanları kanatıyor. Biri gelir ezer geçer, ardına bile bakmadan gider. Bir başkası hasta olanı faydasız görüp ölüme terk eder, diğeri hediye olarak alır, bakamayınca barınağa bırakır. Bir de cinsi sapıkların istismarlarına uğrayanlar var ki ah yüreğime çok ağır geliyor bu sınır tanımaz barbarların yıkıcı edimleri. Hayvan hakları evrenseldir. Bu hakları korumak sahipli sahipsiz ayrımı yapmaksızın yaptırımı olan yasalarla ve toplumun bilinçlendirilmesiyle mümkün. Empati duygusu geliştirilmeli hayvanlara bakış açışı kökten değişmeli. Hayvanlar meta değil, onlar da bizim gibi bir ananın yavrusu. Bir can. Acı çekiyor, ağlıyor, terk edilince üzülüyor, küsüyorlar. Bunları yok sayıp, görmezden gelemeyiz. Arthur Schopenhauer “Ahlakın yegane garantisi evrensel merhamettir” der. Caydırıcı cezalarla şiddeti önlemek mümkün ama her şeyden önemlisi merhametli bireyler yetiştirmek.

Hayvan sahiplenmek isteyenlere önerileriniz?

Lütfen iyice düşünsünler. Onları terk etmeyecek, onlara sevgi, ilgi gösterebileceklerse, sorumluluk bilinci taşıyorlarsa sahiplensinler. Bir hayvanla bir hayatı paylaşmak dünyanın en güzel duygularından biri. Çok şey öğreneceklerdir…

Eklemek istedikleriniz…

Dilerim tüketim toplumunun bir hastalığı olan açgözlülük bizi yiyip yok etmeden biz onu ıslah ederiz. Yaratılan her cana, doğaya karşı sorumluyuz. Çocuklarımıza daha güzel ve güvenli bir gezegen bırakabilmek için bu sorumluluk bilinciyle hareket eder, sınırlarımızı bilirsek dünya herkes için daha yaşanır bir yer olacak. Size ve tüm kalbimdeki patiler ekibine sevgilerimi iletiyorum.

2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.