Oynadığı dizi, film ve tiyatrolardaki başarılı oyunculuğunun yanı sıra, dürüstlüğü ve samimiyeti ile tanıdığımız Zeynep Eronat, tahmin ettiğimizden çok daha büyük bir kalbe sahipmiş meğer. Koca yüreğinde kelimelerle anlatılamayacak kadar derin bir hayvan sevgisi barındıran Eronat, sadece birlikte yaşadığı dostlarını değil, sokaktaki canları da düşünen, onların yaşam haklarını savunan duyarlı hayvanseverler arasındaymış. Biz de, tüylü dostları Momo ve Mimi başta olmak üzere, hayvanlar hakkında harika bir röportaj yaptık. Kendisini soru yağmuruna tuttuk 🙂 İşte Zeynep Eronat’ın köpekleri hakkında verdiği ilk röportaj:

İçinizdeki bu hayvan sevgisi aileden gelen bir duygu mu?

20’li yaşlarıma kadar evimizde sadece kuşlar vardı. Babam kanaryaları çok sevdiği için evimizden kanarya ve cıvıltıları hiç eksik olmazdı. O zamanlardan başladı bende hayvan sevgisi. Sonraki yıllarda ben ve kardeşim çok sıklıkla köpek diye tuttursak da annem asla izin vermedi. Ta ki günün birinde kardeşim eve ”BİBER”i getirene kadar… 2.5 aylık pembe-bej tüyleri olan yumuk yumuk bir Pomerinian bebekti Biber.

Annem görür görmez ”ya ben ya o” diyerek noktayı koydu. Biz de bir iki gün kalsın geri götürürüz diye anneme bin türlü şaklabanlık yaparak güya iki günlüğüne izni kopardık. Fakat ertesi gece Biber çok hastalandı. Hemen veterinere götürdük. Bir hap verdi eve döndük. Ancak Biber giderek kötüleşiyordu. Sonra veteriner hekimi bir arkadaşımızı bulduk eve geldi sağ olsun. Bebek köpeklerde çok sıkça rastlanan parazit varmış çocukta. İlk götürdüğümüz veteriner hekimin verdiği hap da mide mukozasına zarar vermiş. Öldü ölecek yani Biboşumuz… Veteriner hekimi arkadaşımız dedi ki; ”Son bir iğne yapacağım, sabah ya dirilir ya da ölür, her şeye hazırlıklı olun” o kadar küçücük ki… Avucumuzun içinde can çekişiyor. Bakın hala gözlerim doluyor anlatırken… Annem üzüntüden kahroluyor. Üçümüz Biber’in başında ona masallar anlatarak, severek, okşayarak sabahı sabahladık. Sonra oturduğumuz yerde uyuyup kalmışız. Birkaç saat sonra gözlerimizi açtık, korkumuzdan kalkamıyoruz. Nasıl bir manzarayla karşılaşacağız bilmiyoruz. O anı asla unutamam… Sonra usulca ellerimizle gözlerimizi kapatıp kalktık kardeşimle. Annem ikimizden de beter… Kalkamıyor yerinden korkudan… Parmaklarımızın arasından Biber’in yatağına baktık ki poposunun üstüne oturmuş, kulakları dikmiş o da bize bakıyor. Sapasağlam… Dirilmiş, keyfi yerinde ve çok ama çok acıkmış, susamış. Aman Yarabbim, bizim evde bir bayram bir bayram! Sanırsınız define bulduk. Annem bizden beter aşık oldu ona. Ve tam 12 yaşına kadar bizimle yaşadı Biber. 

Hayvan sevgisini, sorumluluğunu, bir hayvanın sahibini nasıl koşulsuzca ve canından çok sevdiğini ondan öğrendik biz. Sonraki yıllarda biz evden uçtuk. Biber annemle kaldı. Annemle sıkı kanka oldular ve bir an bile ayrılmadılar 12 yıl boyunca. Sonra Biber şeker hastası oldu, çok yaşlandı ve melek oldu. Travmayı aylarca atlatamadık. Sonra da asla evimizden köpek eksik olmadı. Şu anda kız kardeşimde 4, ben de 2 köpek var. Bir araya geldiğimizde curcunayı düşünün. Onlarsız bir hayat düşünemiyorum. Sadece kendi çocuklarımız değil (insanın evcilleri bir süre sonra evlat oluyor) sokaktakilere de elimden geldiğince yetişmeye çalışıyorum ve ülkemizde hayvan sevgisinin giderek çoğalmasına çok seviniyorum.

Sizce köpek sahibi olmanın zorlukları neler? İki köpek sahibi olmanın zorlukları neler?

Köpek sahibi olmanın zorlukları mı? En korkunç zorluğu ayrılık zamanı gelip çatınca… Hayata veda etmesi bir evcil sahibinin en büyük kâbusudur. Bunun dışında cafelere, AVM’lere alınmamaları, taksicilerin arabalarına kabul etmemeleri, toplu taşıma araçlarına binememeleri ve uçaklarda kafes zorunluluğu, eğer evden bir iş yüzünden veya tatil amaçlı gidecekseniz onları kime bırakacağınız sorunu var. Herkes bunlar için bir çare buluyor elbette ama yurt dışındaki gibi köpekler, kediler konusunda biraz daha esnese kurallar çok iyi olacak.

Evinizde bir evciliniz varsa inanın, evdeki diğer insanlardan bir farkları olmuyor. Onlar da yemek yiyip su içip, tuvalete gidiyor, hastalanabiliyor veya evinizde olan bütün mutluluklardan sıkıntılardan paylarını alıyorlar. Hatta zaman zaman TV izledikleri bile oluyor. Mesele kız kardeşimin Shih-tzu’su Bobi seçimler, haberler, açık oturumlar gibi ciddi tv programlarını gözünü kırpmadan bitene kadar izliyor. Ne anlıyor, dikkatini bu kadar çeken ne belli değil 😄 Benimkiler küçük ırk oldukları için biraz fazla yaygaracılar. Kapı çalınınca, dışardan alışılmışın dışında sesler gelirse veya eve bir yabancı gelirse o zaman kıyamet kopuyor, apartmana rezil oluyoruz her defasında. Ama Allah’tan bizim apartmanda herkes onları çok sevdiği için hoş görüyor. Benimkiler değil ama başka evcillerin tüy döktüklerini ve bu konuda biraz sıkıntı çıktığını biliyorum. Biber de çok tüy dökerdi. Ama artık pet-shoplarda pek çok ürün var temizlik adına. Bunlar dışında hiçbir zorluğu yok köpek sahibi olmanın.

Onlarla yaşamanın güzelliklerinden bahsedelim biraz da…

O kadar çok güzellikleri var ki… Bir kere ruhunuz arınıyor. Onların masumiyetleri, koşulsuz sevgileri ve bağlılıkları, en ufak şeyler için bile havaya uçarcasına sevinçleri size çok şey öğretiyor. Size karşı feci duyarlı oluyorlar. Üzüntünüzü, sevincinizi derhal anlayıp teselli ediyor veya sevincinize ortak oluyorlar. Sizi anne-baba-kardeş biliyorlar. Sizden başka kimselerinin olmadığını aklına sokması gerek evcil sahiplerinin. Onlardan kendi ırkınız dışındaki canlılara sevgiyi, ilgiyi, oyun oynamayı, birlikte vakit geçirmeyi öğreniyorsunuz. Sorumluluğu, empatiyi, güvenmeyi, neşeyi öğreniyorsunuz. O kadar çok komiklikleri oluyor ki gülmekten karnıma ağrılar girdiğini bilirim. Eve döndüğünüzde sizi bin yıldır görmüyormuş da çok özlemiş gibi karşılanacağınız garantisi var bir kere…

Kesinlikle haberci ve koruyucu olduklarına emin olun. Tehlikeyi önceden hissedip sizi uyarıyorlar. Onlarla aranızda müthiş bir iletişim kuruluyor. Dilleri olmasa da istedikleri her şeyi anlatıyorlar size. Ne istediklerini bile… Onlar da sizin ne dediğinizi, ne istediğinizi anlıyor. Tuhaf bir can-cana iletişim oluyor aranızda… Sabahları uyandığınızda öpüşe koklaşa günaydınlarınız, gece uyumaya giderken peşinize takılıp iyi geceler öpücükleri içinde uykuya dalmanız… Bir yeriniz ağrıdığında veya hasta olduğunuzda gözlerini kırpmadan yanınızda nöbet tutmaları. Oyunları, şapşallıkları, o uçsuz bucaksız masumiyetleri canınıza can katıyor. Evcili olmayan bunun tadını bilmeyen insanlar çok eksik kalıyor bence. İnsanlara müthiş bir manevi kazanç onlar…

Köpekleriniz ile nasıl tanıştınız?

Oğlum Momo ve kızım Mimi. Enişteme köpek istiyorum diye tutturdum. Çünkü benim 10 günlük Jack Russel’ım Suzi’yi onlar almıştı benden. Bayıla ayıla aldılar. Ben de o sırada şehir dışı bir işte çalıştığım için yabancıya da gitmediği için verdim Suzi’yi. Kardeşimle eniştem hala Suzi’ye ”Bu senin annen var ya, kötü anne o kızım, seni bize evlatlık verdi” diyerek dalga geçerler benimle 😄Suzi’siz kalınca, şehir dışı iş de bitince ben başladım dırdıra… İstanbul’da yalnız yaşıyorum ve hayvanlara deliriyorum. Köpek de köpek, köpek de köpek. Sonunda eniştem bana İstanbul’da bir veteriner arkadaşının kız arkadaşına aldığı ve ayrıldıklarında da kızın getirip geri verdiği 2.5 aylık Momo’yu buldu. Ben o sırada Bodrum’da tatildeydim. Momo’yu kafesine koyup mamalarını, oyuncaklarını da çıkın yapıp vermişler otobüsün bagajına. 12 saat otobüsün bagajında 2.5 aylık köpek düşünsenize… Ama sapasağlam geldi maşallah benim oğlum. İki gün kucağımdan bir saniye inmeden uyudu. Sonrasında harikulade yaşantımız başladı. Onunla gitmediğimiz yer, binmediğimiz taşıt, yaşamadığımız şey kalmadı. Son derece ciddi, yeri gelince biraz asabi ve beyefendi bir köpek Momo. 6 yaşında bembeyaz bir Maltese Terrier… Üzüm gözlü, minik zeytin burunlu küçücük bir ponpon.

Mimi’nin hikayesi de başka 😄 Biz Momo ile Ankara’da kız kardeşimin evinde çok zaman geçirdik. Momo ve kardeşimin köpekleri Suzi ve Bobi ile muhteşem üçlü olarak şahane zaman geçiriyorlardı. (Sonradan kardeşimin 2 köpeği daha oldu) Ama biz Ankara’dan ayrılıp İstanbul’a gelince Momo depresyona giriyordu yalnızlıktan. Ben de bunu sıklıkla dile getiriyordum. 2017’yi bitirip 2018’e girdiğimiz yılbaşında Ankara’ya ailemin yanına gittik Momo ile. Hep birlikte yeni yılı karşıladık. İşte kutlaştık, kucaklaştık… Ev gayet kalabalık. Aile, arkadaşlar onların köpekleri 😄Aradan 10 dakika geçti geçmedi bahçe kapısı tıkladı.”HO HO HO!!! Zeynep Hanım’a bir paket var, kendisi burada mı acaba ho ho ho! ”diye diye bir Noel Baba girdi bahçe kapısından. Elinde de bir sepet… Ben şaşırdım, aklımdan bin bir düşünce geçiyor. Kim bana Noel Baba’yla bir sepet yollar ki? İçinde çikolatalar, içecekler, yemişler filan var diye tahmin ediyorum ama kimden geliyor hiç bir fikrim yok. Çünkü herkes birbirine hediyesini verdi zaten o saate kadar. ”Benim buyurun” dedim. Yaklaştım… Sepete yaklaşınca içinde iki adet pembe-beyaz kulak, ardından iki minicik üzüm göz, iki mini mini pati çıktı ve ben şok 😄 Meğerse kardeşim ve enişten bana Mimi’yi yılbaşı sürprizi olarak almışlar. O da gene ailesiz kalmış bir canmış. Doğmuş, sahiplendirilmek üzere ilan verilmiş, bizimkiler de hemen müracaat etmişler. Şehir dışından geleceği için biraz zaman almış. Yılbaşı günü gündüz gelebilmiş. Ben görmeyeyim diye çok yakın arkadaşlarımızda konaklamış akşama kadar. Zaten yılbaşı kutlamasına gelecekleri için onlar getirmiş benim emaneti 😄 Sonra da gece yarısı olana kadar benim minik kızımı bir odaya saklamışlar. Görür görmez aşık olduk birbirimize. Yıldırım aşkı 😄 Momo biraz bozulsa da konuşunca anlayan bir çocuk olduğu için konuşup ikna ettim onu. Adını Mimi koyduk ufaklığın. Şimdi 2 yaşı bitecek. O daha 1.5 aylıktı bana geldiğinde. İnanılmaz cilveli, sıcak kanlı, cana yakın, eğlenceli bir kız Mimi… Komikliği meşhur oldu her yerde. Bana aşırı bağımlı. Geceleri bana sarılıp uyur mesela. Oğlanı çok kıskanır. Neredeyse dağdan gelip bağdakini kovacak kadar sahiplendi beni ve evimizi. Gönlümün neşesi, evimizin küçük tini-mini hanımı. O da Maltese Terrier… O da bembeyaz tüyler, pespembe tombiş göbek ve iki üzüm gözle bir zeytin burundan ibaret 😄

Köpeklerinizin karakterine değinelim, neleri sever, neleri sevmezler? Birbirleriyle iletişimleri nasıl?

Momo rokaya, karpuza, armuta ve mangoya, Mimi her yiyeceğe bayılır 😄 Momo yabancılara, kapıya gelenlere, mamasını veya oyuncaklarını almaya kalkanlara fena kızar. Bir parçacık da dişler 😄 Mimi ise sadece kapıya gelene havlar sonra gayet anlaşır herkesle. Ama pek kimsenin kucağına gitmez. Momo asık suratlıdır genellikle. Ciddi, uslu, laftan anlayan ama kızdığında da çişle cezalandıran bir çocuktur. Mimi ise daha geldiği gün tuvalet yerini öğrendi. Neşeli, aşırı haraketli, ağzında kendinden büyük oyuncak köpeğiyle evin her yerini onunla birlikte dolaşan bir çocuk. Ara ara Momo ile kavga ederler, ara ara fena kanki olurlar… Ben onlara bir şey için HAYIR dediğimde birbirlerine bakarlar. Momo Mimi’yi yemeğe çağırır. O gelmezse kendi de yemez. Momo’nun bütün alanlarını zapt etse de aslında ödü kopar Momo’dan 😄 Çünkü zaman zaman hırlamalarına maruz kalıyor. Mimi benimle bilgisayarda film izler. Momo, TV’de köpek görürse TV’ye yapışıp kavga eder. Top oynamaya bayılır. Acıkınca Momo liderliğinde peş peşe takılıp gelir mama isterler. Tozlanmış veya kirlenmiş su asla içmezler. Uyarır, değiştirmemi isterler… Momo aşırı titizdir. Yolda su birikintilerinden, çöpten, başka köpeklerin kakalarından etraflarını dolaşır geçer. Mimi, Momo ne yaparsa öğrenip aynılarını tekrarlar. Aslında Mimi’ye bütün eğitimi Momo verdi desem yalan olmaz 😄 

İkisi de evin yolunu ve apartmanda evimizin kapısını ezbere bilir. Şahane yeşil erik yerler, çekirdeklerini de güzelce çıkartırlar. Momo sıkıntılıdır. Mıncıklanmaya, fazla kucaklanmaya hiç gelemez. Kendi isterse gelir öpüşür, bende kafasından öperim gider. Ama her saat dibime yapışıp sırtını karnını okşatmaktan hiç bıkmaz. Mimi’yi istediğiniz kadar yoğurup, mıncıklayabilirsiniz. Genelde koltuğun tepesinde benim ensemle koltuğun arasında ağzında devasa oyuncağıyla yaşar 😄 Bana kalan daracık alanı düşünebiliyor musunuz? 😄 İkisi de su içip mama yiyince muhakkak gelip, ağızlarını sildirirler 😄 İkisi de veteriner muayenesinde, aşılarında hayranlık uyandıracak kadar uslu ve sakindirler. Sevgili veteriner hekimlerimiz Göknil ve Tülin Hanımlar özellikle Momo’ya fena aşıktır 😄

Veteriner hekim demişken, günümüzde veteriner hizmetleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Günümüzde veterinerlik hizmetleri çok daha iyi seviyelere geldi. Veteriner hekimler çoğaldı. Genç, bilinçli ve hayvansever veteriner hekimler çok daha iyi bakıyorlar evcillerinize. Çok daha özenli ve hassaslar… İşi şansa bırakmadan, ticari amaç gütmeden en doğru tedavileri uyguluyorlar. Benim veteriner hekiminden memnun olmayan hiçbir tanıdığım yok mesela. Ama en önemlisi evcillerinizi tedavi ettirirken ucuza kaçmamak, merdiven altı, yetkisiz, bilgisiz, uyduruk kliniklere teslim etmemek. Sizin de bilinçli olmanız gerek. Evcilinize uygulanan tedavilerin nedenini, anlamını muhakkak sorgulamalısınız.

İnsanların hayvanlara bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde hayvanlara karşı işkencelere, kötü davranışlar gösterenlere karşı hassasiyet çok yaygınlaştı. Hatta bununla ilgili kanunların çalışmaları da yapılıyor. Çok seviniyorum buna. Ama hayvanlara eziyet edenlere, onları canlı olarak kabul etmeyenlere, canlarının acıdığını umursamayanlara gerçekten tahammül edemiyorum…Çok kavga etmişliğim vardır… Hatta çok utanarak söylüyorum bir koyunu boynundan sürükleyerek ve şakakalarına yumruk atıp tekmeleyerek götüren bir gence benim de yumruk atıp tekmelemişliğim vardır yani… Gerçekten dayanamıyorum hayvanlara eziyet edenlere… Yaşlılara, çocuklara, kadınlara ve hayvanlara eziyet edenleri görünce ben ben olmaktan çıkıyorum ve içimden yedi başlı bir ejderha çıkıyor adeta… Sosyal medyada hayvanlara eziyet edilen videoları izleyemiyorum… Bu benim en az 10 gün uyuyamama, depresyona girmeme hayatımın kararmasına neden oluyor… Aklımdan çıkaramıyorum o görüntüleri… Kara yoluyla yolculuk ettiğimde gözlerimi hiç açmam ben… Yollarda ezilmiş ölü hayvanları görmemek için hemen uyurum… Hayvanlar benim yumuşak karnım… Kırmızı çizgim… Gerçekten bu vicdansızlığı yapan insan müsveddelerinin yaşamalarını istemiyorum bizlerin arasında… Onlar hayvanların olmadığı bir başka gezegende toplanıp yaşasalar keşke…

Başka bir kedi ya da köpek daha sahiplenmeyi düşünüyor musunuz?

Eğer şartlarım müsait olsa ben 2 köpekle asla yetinemezdim zaten… Momo da Mimi de kedi düşmanları maalesef 😄 O yüzden kedilerin selameti açısından kedi sahiplenemezdim belki ama köpek, kuş, balık ve birçok hayvanı uygun şartlar bulduğumda sahiplenebilirim… Kedilerimiz zaten var dolu apartmanın bahçesinde… Yöneticimiz Aynur Hanım da tam bir hayvansever olduğu için çok şanslıyız ki hem köpeğimiz Bıdık’a hem de yaklaşık 15 kediye bakıyoruz… Apartmandan çıkan eski dolapları, ayakkabılıkları kışlık yuva yaptık… Eski battaniyeleri yaydık içlerine..mamaları suları ooh keyifleri keka hepsinin 😄 Çevre hastaneler, lokantalar, fırınımız artmış yemekleri bize veriyor… Biz de bizim bahçe perilerine veriyoruz 😄 Evimde olamasa da bahçede birçok miniği sahiplenmiş sayılır mıyım sizce?

Kesinlikle! Peki son olarak hayvan sahiplenmek isteyenlere neler önerirsiniz?

Ne olur, lütfen, yalvarırım sokağa atmayacaklarsa, dövmeden eğiteceklerse, onları sevip, iyi bakacaklarsa, onları incitip üzmeyeceklerse sahiplensinler… Yapayalnız uzun saatler bırakmayacaklarsa, aşılarını, beslenmelerini düzenli ve sağlıklı yapacaklarsa, bakımlarını, birlikte geçirecekleri zamanları ihmal etmeyeceklerse sahiplensinler… Yoksa çocuk çok istiyor aldık, bakamadık terk ettik olamaz… Döverek eğitim verilemez… Lütfen ama lütfen laf olsun diye sahiplenmesinler bir hayvanı… Onların da ruhu var… Anlıyorlar sevilmediklerini, terk edileceklerini, bakılamayacaklarını… İnancı olanlar bilir Allah katında hayvan sevenin ne kadar makbul olacağını… Sevgili insan kardeşler tekrar yalvarıyorum laf olsun diye almayın bir canı ne olur…

Zeynep Eronat diyor ki!

Sizlere böyle bir internet sitesi oluşturduğunuz ve hayvanları sevdiğiniz, farkındalık yarattığınız için minnettarım… Hayvanlar için ne gerekirse yapacak insanlardan biriyim ben… Şartlarım el verdiği sürece onlar için her şeyi yaparım… Böyle düşünen çok fazla insan olduğunu da biliyorum… Daha da çoğalmamız dileğiyle hepinizi sevgiyle kucaklıyorum…

Röportaj: Yağmur Ağcaoğlu
Fotoğraf: Gökmen Şaban
2007-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde eğitim gören Yağmur Ağcaoğlu, Bobby ve Yosun adında iki köpek ve Bıdık adında kör kedi sahibidir. Mezun olduktan sonra hayvan sağlığı dergilerinde Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yaptıktan sonra Kalbimdeki Patiler sitesini kuran Ağcaoğlu, yaptığı sosyal sorumluluk projeleri ile dikkat çekmektedir.